OSMAN NURÎ BAĞDADÎ HZ.-HATIRALAR (ERZURUM)

  MENKIBELER/HATIRALAR

 

Osman Nuri Bağdadî hz.

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, 7.500 kişiden oluşan milis kuvveti, 100.000 adet kadar altın, 50.000 adet büyükbaş ve küçükbaş hayvandan müteşekkil büyük bir kafile ile Bağdat’tan çıkıp Erzurum’a vardıktan sonra, getirdiği, asker,altın ve canlı hayvanları cephe komutanlığına teslim eder.

    Bağdat’taki vazifesi “istihkam subayı” olduğundan, orada ona cephe gerisinde bir vazife verilmek istenir. Fakat, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri bunu kabul etmek istemez ve cephede bizzat Ruslarla savaşmak istediğini bildirir. Bu talebi üzerine, cephede 1.Karakol komutanı olarak vazifelendirilir.

 

*****

 

BİR SADIK RÜYANIN TAHAKKUKU

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, Bağdat’tan yanında birlikte getirdiği asker, altın ve hayvanları emanetleri cephe komutanlığı yetkililerine teslim ettikten sonra, Cephe Komutanı tarafından, yol yorgunluğu münasebetiyle üç gün istirahat etmeleri emri verilmiştir. Sultanımız ilk günü istirahat ederek geçirmiş ve ertesi gün cepheye sevk edilmek üzere hazırlanan askerlerin bulunduğu yere gider. Orada, Amasyalı Ömer adında bir askeri yanına çağırır. O asker, Efendi Hazretleri’nin yanına gelince, ağlayarak ayaklarına kapanır.

    Bunun üzerine Efendi Hazretleri Ömer’i omuzlarından tutarak kaldırır ve:

    -“Ömer, ağlama artık uzun müddet birlikte olacağız.”  diye buyurmuştur. Meğerse, Ömer adındaki o askerin,  Efendi hazretleri ile ilk tanışması, yıllar önce gördüğü bir rüya sırasında olmuştur.

    Ömer, Amasya’nın köylerinden birinde, çiftçi olarak geçimini temin eden bir ailenin çocuğu olarak, yaşamakta ve yaşı on dört, on beş civarında iken rüya âleminde Şeyh Osman Nuri Hazretleri’ni görür. Bu rüyada Efendi hazretleri ona, günlük vird olarak çekeceği tesbihini tarif ettikten sonra;

    -“Ömer yakında büyük bir harp çıkacak. Sen de o harbe katılacaksın ve benim emir erim olarak çok yakınımda bulunacaksın. Beni arama, bulamazsın.  Zamanı gelince ben seni arar bulurum. Dersini, tespihini çek, şeriatına dikkat et! Görüşmek üzere…” der. Ömer’i alnından öperken, Ömer heyecanla rüyadan uyanır.

    Ömer, aradan geçen süre içerisinde evlenip, çoluk çocuğa karışmıştır. Aradan geçen beş yıl sonra, Efendi hazretlerinin rüyada bahsettiği günler gelip çatmış, Birinci Cihan Harbi çıkmıştır. Ömer de, vatanını, milletini savunmak üzere Erzurum Cephesi’nde harp etmek üzere cepheye sevk edilir. Rüyasını gördüğü ve hasretle beklediği Gönüller Sultanı, Şeyh Osman Nuri Hazretleri artık karşısındadır. Ömer bu büyük heyecan içerisinde; “Kumandanım, yıllardır yolunuzu gözlüyordum, beni buralarda bırakma!” diyerek ağlamaya başlar.

    Efendi hazretleri, uzun boylu, babayiğit, verilen görevleri zamanında eksiksiz yerine getiren ve yüksek ruhlu bir şahsiyeti olan bu askeri, yanına emir eri olarak alır.

   Amasyalı Ömer, dört yılı aşkın bir süre, Efendi Hazretleri’ne,  harbin tüm zorluklarına ve imkânsızlıklarına rağmen kusursuz bir şekilde hizmet etmiştir.

*****

ESİR ALINAN RUS YÜZBAŞI

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri harp esnasında bir Rus Yüzbaşı’sını esir alır. Esir alınan subay, Rus ordusu için önemli bir şahsiyettir. Efendi Hazretleri, bu subay ile çok yakından ilgilenir ve harpten fırsat buldukça onunla Rusça sohbet edip çok güzel insani muamelede bulunur. Bu sohbet ve insani davranışlar ile onun gönlünü fethetmiştir.

    Daha sonra esir takası yapılır ve bu yüzbaşı, Rus ordusuna esir düşen yüzlerce Müslüman askere karşılık takas edilir. Osman Nuri Bağdadi Hazretleri esir takası sırasında,  bu Rus Yüzbaşıyı iade ederken, “Sabha” isimli kendi bindiği atı ile gönderir. Gönderirken de;  “Oraya vardığında, atın arka sağ bacağına elinle vur, ‘Osman’a’ de! O gelir beni bulur.”  buyurmuştur. Rus subay, gördüğü insanlık abidesi bu zatın her haline meftun olur ve elini öperek ata binip gider. Çok kısa zaman sonra,  Sabha adlı at geri döner.

    Az zaman sonra, gönlü ve ruhu, Şeyh Osman Hazretlerine âşık olan o Rus subayı, kendi ordusundan firar ederek Efendi Hazretleri’nin yanına gelip iltica eder. Onun huzurunda müslüman olur ve arkasından da, Türk ordusu saflarında Ruslara karşı savaşmak isteğini arz eder. Efendi Hazretleri, orada bu İslam dini ile şereflenen bu subayın adını, Hasan Hüseyin olarak değiştirir değiştirir.

  Bu güzel talihli, Rus asıllı Müslüman subay, uzun bir müddet kahraman ordumuzla Rus askerine karşı harp eder ve en sonunda makamların en yücesi olan şehitlik mertebesine ulaşır.

*****

  RUS ASKERİNİN PALTOSUNU GİYEN ASKER

  Erzurum cephesindeki harpte, çok acı bir hakikat, birçok askerimizi sehven kendi arkadaşları şehit etmiştir. Sebebi ise ya esir aldığı, ya da öldürdüğü Rus askerinin kaputunu, yani askeri paltosunu üşüdüğü için giymesi, onu gören bir arkadaşı tarafından da Rus askeri sanılarak şehit edilmesidir. Şeyh Osman Nuri Efendi, askerlerini sık sık bu durum için şöyle ikaz edermiş;

    -“Aman kaputu ters çevirip giyin yanlışlıkla birbirinizi vurursunuz!”

    Şeyh Osman Nuri Hazretleri’ni derin acılara gark eden ve ağlatan böyle bir hadiseyi Efendi Hazretleri’nden rivayeten, oğlu Lütfi Efendi şöyle anlatmıştır:

    “Rus ordusu ile kıran kırana çok kanlı süngü harbi yapıyorduk. Allah aşkı, vatan, millet sevgisi ile dolu kahraman bir Türk askeri yedi tane Rus askerini arka arkaya süngüleyerek ve başının üstünden savurarak öldürmüş. O kadar güzel harp ediyordu ki; harbi ve kendimi unuttum o kahramanı seyrediyordum.

   Yedinci Rus askerinin üzerinden kışlık olan askeri paltoyu çıkarttı. Ters çevirmeden üstüne giydi, sehven üzerindeki paltodan ötürü arkadaşı onu Rus askeri sanarak arkadan süngüyü sırtına soktu, o süngünün vermiş olduğu acı ile döndü ve kendisine kimin vurduğuna baktı. Vuran maalesef kendi arkadaşı idi. “Sana hakkımı helal ediyorum”,  dedi, şehadet getirmeye başladı.

    Süngüyü vurup yanlışlıkla arkadaşını şehit eden asker, bu acı olay karşısında duyduğu derin teessür ile, o süngüyü kendi karnına soktu ve  vefat etti.”

    Bu çok acı ve ızdırap dolu hadise üzerine, Efendi Hazretleri, atından inerek başlarında dakikalarca ağlar. Zaman zaman bu olayı anlatırken yine gözyaşlarına hâkim olamaz.

 

 

*****

ERMENİ ALTINLARI

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri (k.s.) , bir yandan Rus ordusu ile harp ederken diğer yandan da onlara maddi ve manevi destek veren, dâhili hainlerle mücadele etmektedir. Ruslarla imkânsızlıklar içinde harp eden kahraman ordumuza arkadan vurup pusu kurarak zarar veren, Ermeni çeteleri türemiştir. Son kurdukları pusuda yüzlerce askerimizi şehit etmiş ve yaralamışlardır. Askerimiz kendi vatandaşlarından bu pusuyu beklemedikleri için kayıpları fazla olmuştur.

    Bunun üzerine bir gün, bu gruplara yataklık yapan bir Ermeni köyü kuşatılır. Köyde Ermeni milis ve silah araması yapılmaya başlanır.

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, Hz.Ali (r.a.) Efendimizden aldığı manevi bir emirle, doğruca köyün ağasının evine gider. Aldığı manevi emirde, bu evde çok sayıda altın olduğunu, bu altınları gidip alması emredilir.

   Efendi Hazretleri, aldığı bu manevi emirle işaret edilen evin kapısını çalar. İçeriden ağanın annesi kim olduğunu sorar, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, o yaşlı kadına Ermeni lisanı ile selam verir ve halini hatırını sorar. Kadın kapıyı açıp Efendi hazretlerini karşısında görünce, çok korkar ve ayaklarına kapanır. Torunlarının ve kendisinin hayatını koruması karşılığında, mahzende özel bir yerde saklı olan, büyük boy bir gelin sandığı dolusu altının yerini göstereceğini söyler.

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, ona Ermenice lisanıyla,  dinimiz, örf-adet ve törelerimiz gereği kadına çocuğa, yaşlıya, hastaya ve teslim olana kesinlikle zarar verilmeyeceği hususunda teminat verir.

    Bu teminattan sonra kadın altınların yerini gösterir. Bulunan bu ganimet altınlar, bir heyet tarafından sayılıp mühürlenir ve cephe gerisine teslim edilir.

    O günlerde devletimizin ve milletimizin ekonomik durumu son derece zayıftır. Çünkü ehli küfür Osmanlı topraklarını parçalamıştır. Savaşlardan ve yokluklardan devlet de millet de çok zor durumdadır. O ganimet, bundan dolayı normal zaman ki değerinden çok kıymetlidir.

 

*****

UÇURUMDAN ATLAYIŞ

    Bir gün, Rus ordusu ile çok şiddetli bir harpten sonra Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’nin yanındaki bütün askerleri şehit olur. Cephede tek başına kalakalmıştır.  Rus askerleri, başlarında kumandanlarıyla çılgınca nara atarak, onu esir almak için saldırıya geçerler. Efendi Hazretleri o anda geri çekilirken, Rus askerleri hilal şeklinde etrafını kuşatmışlardır. Arka tarafında da, yaklaşık üçyüz metre yüksekliğinde, çok yüksek bir uçurum olup kaçabilecek bir yer kalmamıştır.

    Tam o anda, kendi mürşidi olan Şeyh Ömer Ziyaaddin Hazretleri manen zuhur eder ve “Osman, atından in, kendini uçurumdan aşağı at!” diye,  ona emreder.  

   Bu manevi emir üzerine, önce atından inip; “Sabha, kendini Ruslara teslim etme, buluşuruz!” diyerek atını gönderir, ardından zahiri sebeplere göre, neticesi mutlak ölüm olan, mürşidinin bu emrini tereddütsüz yerine getirirerek, kendisini uçurumdan aşağı bırakıverir.

    Ruslar, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’nin vefat ettiğini sanarak, olay yerinden büyük bir sevinçle ayrılmışlardır. Sabha’da Rus çemberini yararak oradan kaçmıştır.

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri aşağıda düştüğü yerde, karların üzerinde bir gün boyunca baygın vaziyette kaldıktan sonra, kasıklarındaki ağrılar ve soğuğun verdiği büyük ızdırap ile mücadele ederken, yakınlarda türbesi bulunan veli bir zat manen zuhur ederek onu türbesine gelmesi için davet eder.

    Bunun üzerine, Efendi hazretleri, 15 dakikada varılabilecek mesafede olan o türbeye, iki saatte ancak gidebilmiş ve türbeye varmış uzanmıştır. Bir müddet sonra ziyaretçiler türbeye geldiklerinde, onu bulurlar ve alıp köylerine götürürler. Atı Sabha da, Efendi hazretlerinin’nin köye vardığının gecesi gelip sahibine ulaşır.

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, bir hafta o köyde kalır. Köyde kaldığı süre içinde de, onlara sohbet ederek ve köylünün bazı müşküllerini maneviyatıyla çözerek gönüllerini fetheder. Köylüler onda gördüğü manevi güzellik üzerine ona intisap ederler.

     Efendi hazretleri savaş devam ettiğinden orada fazla kalmaz ve bir hafta sonra köyde eli silah tutan iki yüzün üzerinde erkeği de yanına alarak cepheye geri döner.

    Onu uçurumun dibinde öldüğünü zanneden Ruslar, onu tekrar karşılarında görünce hayrete düşüp moralleri bozulur.

 

*****

İMAM ALİ’NİN (K.V.) HİMMETİ

    Ruslarla yapılan harpte, bir ara ateşkes yapılıp harbe ara verildiği bir zamanda, komutanlar bazı istişarelerde bulunulmak üzere Erzurum’a çağrılır. Seyyid Osman Nuri Bağdadî Hazretleri de, yanında dört askeriyle birlikte bu emre istinaden Erzurum’a doğru yola çıkar. Yol boyu geçit vermeyen amansız kar fırtınaları ve o yıllarda aşırı kar yağışları münasebetiyle 3,5 metreyi bulan kar ile mücadele ederek ağır ağır ilerlemektedirler. Yanında bulunan askerlerin binecek atları olmadığı için Efendi hazretleri de, yaya olarak onlarla birlikte yürümektedir.

    Osman Nuri Bağdadî hazretleri, yolda bir ara karların üzerine diz çökerek  bir müddet murakabeye dalar. Murakabeden gözlerini açtığında, İmam Ali (k.v.) tarafından manen kendisine bir emir verildiğini söyler. Bu emre göre; ters istikamete dönüp üç kilometre kadar gittikten sonra, pusu kurup beklemelerini, çünkü arkadan Rus ordusundan yardım gören ermeni çetelerin, büyük miktarda silah ve mühimmat getirdiklerini ifade eder.

    Askerlerden Malatyalı Mehmet içinden, “Erzurum’a varsaydık sıcak bir yemek girecekti kursağımıza…” diye geçirmiş ve belli etmese de bu işe canı sıkılmıştır. Daha sonra, “Belki de burada şehit olacağız” diye, düşünürken Efendi Hazretleri ona; “Mehmet oğlum, sen sana gel! Ne alıp veriyorsun? Korkma şehit olmayacaksın sen. Evine selametle döneceksin, evleneceksin beş tane oğlun, iki kızın olacak, çokta uzun yaşayacaksın.” diye buyurmuştur. Ardından şöyle der;

    -“Ama biz bu gelen silah ve mühimmatı almazsak, bu ehli küfürleri öldürmezsek, binlerce mazlum mümini, kadını, çocuğu, yaşlıyı katledecekler. Seni anlıyorum, hem yorgunuz hem de, aylardan beri sıcak bir tas çorba siz de ben de içmedik. Ama bir tas çorba için bu fırsat kaçırılır mı? İmam Ali’nin emrinin dışına çıkarsan dünya, ahiret perişan olursun.”

    Efendi hazretleri askerlerine, gelmekte olan Ermeni çetesinin kalabalık olmasından ürkmemelerini, yalnız elini kaldırıp teslim olana ateş etmemeleri talimatını verdikten sonra şu talimatı ilave eder;

    -“Yüz tane hayvan, otuz beş tane ermeni milis geliyor. ‘Bismillah Ya İmam Ali!’ dediğimde ateş etmeye başlayın.”

   Pusu kurulur ve beş dakika sürmeden de, o kafile görünür. Efendi hazretleri’nin işaret sedasıyla ateşe başlanır. Ermeni çetenin büyük çoğunluğu öldürülür ve on tanesi teslim  olur. Bu esirlerle beraber silah ve mühimmatı alıp, yola devam ederler.

     Erzurum’a varınca esirleri, silah ve mühimmatı teslim ederler. Orada üç gün kaldıktan sonra geri cepheye dönerler. Osman Nuri Bağdadî hazretleri yolda o askere; “Oğlum Mehmet çorbaya doydun mu?” diye sık sık latife yapar.

 

 

 (Bu hatırayı “Malatyalı Mehmet” adındaki o asker bizzat anlatmıştır. Efendi hazretlerinin, şartlar ne olursa olsun, asla askerin gönlünü kırmadığını, askerine kumandandan ziyade bir baba gibi davrandığını ifade etmiştir.)

Sayfalar: 1 2 3

YORUM YAP