OSMAN NURÎ BAĞDADÎ HZ.-HATIRALAR (DERİK)

  MENKIBELER/HATIRALAR

 

AŞİRETLERİN ÇATIŞMASI

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, Erzurum cephesindeki olağanüstü hizmetleri ve başarılı çalışmalarına rağmen, dindar ve islami hassasiyeti olanlardan hoşlanmayan zamanın idaresi tarafından, Mardin’in Derik ilçesine,  tenzil rütbe kabilinden sürgün edilerek, Askerlik Şubesi Başkanı olarak tayin edilmiştir.

   Derik/Mardin

   Efendi Hazretleri’nin ailesi Bağdat’tan Derik ilçesine yeni gelmiştir. Fakat, ailesi ve sevdikleri ile hasret gideremeden, ailenin Derik’e gelişinin haftası, ilçe merkezinde çok kanlı bir çatışma çıkar.  Derik ilçesinin iki aşireti, gecenin bir yarısında, kendi aralarında çok kanlı bir çatışmaya girmişlerdir. İki aşiretin yaklaşık üç bin kişiden oluşan adamları acımasızca, silahlarla birbirlerini vurup öldürmeye başlamışlardır.

    Efendi Hazretleri çatışmayı duyar duymaz, askeri elbisesini dahi giymeden, atının üstüne atladığı gibi çatışmanın olduğu bölgeye intikal eder. Çatışma mahalline varan Efendi Hazretleri, karşılıklı mevzilenmiş düzenli ordular gibi harbeden, iki kabilenin arasına atı ile dalar ve ateşi kesmelerini emreder. Fakat, birbirleri ile çatışan o iki aşiret ateşi keseceği yerde, topluca Efendi hazretlerinin üzerine kurşun yağdırmaya başlarlar. Bundan da maksatları da, ileride onu, kendi üzerlerinde bir devlet otoritesi olarak görmek istemediklerinden, onu orada safdışı etmek istemeleridir.

    Fakat, her iki taraf binlerce kurşun sıkmalarına rağmen, ne Efendi Hazretleri’ne ne de atına en ufak bir zarar veremezler. Artık çaresiz kurşun atmayı bırakırlar. Ne çare ki, Efendi Hazretleri yetişene kadar, otuş beş kişi çatışma sırasında öldürülmüştür.

     Derik ilçesinde Sultan’a ve atına kurşun geçmemesi halkın ve ağaların arasındaki konuşulan tek konu olmuştur.

    Efendi Hazretleri, cenazelerin defin işleminden sonra, çatışan aşiret reislerini makamına davet etmiştir. Onlara, yaptıkları bu işin, hem Allah (cc) katında, hem de, insanlık âlemi için, çok ağır bir suç olduğunu söyledikten sonra, bundan böyle  bu topraklarda yol kesip cinayet işlemelerine izin ve fırsat vermeyeceğini, iki aşireti ayırmak için gelmesine rağmen, utanmadan kendisine binlerce mermi atıldığını ve isimlerini söyleyeceği adamların mahkemede yargılanmak üzere kendisine teslim edilmesini ister.

     Efendi Hazretleri’nin bu sözlerini duyan ağalardan biri olan Hasan Ağa, kürtçe yanındakine:

    “Bu kendini ne sanıyor!” diye söylenince, Efendi Hazretleri kendisine kürtçe sert bir şekilde tekrar ikazlarda bulunur ve yirmi beş yıl önce o ağanın gördüğü bir rüyayı kendisine anlatıverir.

    Hasan ağa, rüyayı duyunca çok şaşırıp, “Kumandan sen bunları nereden biliyorsun?” diye sorar.  Efendi Hazretleri bu soruya şöyle cevap verir;

     -Hasan daha yeni başladık seninle muhabbete, senin hayatını ve tüm yaşadıklarını, içinden geçenleri rüyalarında dâhil tamamını, ismini duyduğun fakat varlığını bir türlü nefsine kabul ettiremediğin Allah (cc) bana haber veriyor.

    Hasan Ağa bu sefer:

    -Peki, Kumandan sen gecenin karanlığında, bu insanlardan kimin kimi vurduğunu nasıl gördün? , diye sorar. Efendi Hazretleri:

    -Hâşâ, isminden utan, eşekten aşağı bir mahlûksun! Senin rüyanı haber veren Allah haber veriyor. , diye cevap verince Hasan Ağa:

    -Nasıl emrediyorsan ben yerine getireceğim. Yalnız karşı aşiretin adamları da tutulacak mı? diye sorar. Onu duyan diğer aşiretin ağası Mehmet Ağa:

    -“Hasan, sen de ben de diğer ağalar da bitti. Burada. bir tane ağa var. O da karşımızda duran zat.” diye teslimiyetini bildirir.

    Akşam saatlerinde Efendi Hazretlerinin adını söylediği suçlular, ağaları yani aşiret reisleri tarafından getirilerek teslim edilir ve ifadeleri alındıktan sonra da, Mardin’e mahkemeye sevk edilmişlerdir.

    Ertesi gün Efendi Hazretleri  bir barış yemeği tertip ederek, bu iki aşireti bir araya getirip barıştırır ve bu fitneye son verir. Hatta, Efendi Hazretlerindeki manevi güzelliği gören ve aşık olan Mehmet Ağa ve ailesi intisap ederek onun talebeleri arasına katılırlar.

*****

YUMURTA,  YOĞURT VE KAYMAK

   Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, bir gün, Derik’teki aşiret reislerinden biri olan ve aynı zamanda talebesi olan, Mehmet Ağa’nin evinde misafir iken, akşam yemeğinde kahvaltı türü bazı şeyler sofraya konulur.

    Efendi hazretleri, ağaya hitaben: “Bu sofrada haram var, haram karışmış.” buyurunca, ağa mahcup bir ifade ile: “Kurban tamamı bizim evin. Dışarıdan bir şey almadık.” diye karşılık verir.

    Efendi hazretleri bunun üzerine:

    -Mehmet Ağa, komşunun tavuğu sizin pine (kümes) gelmiş doğurmuş (yumurtlamış). Sehven hane halkı da, onu pinden almış pişirmişler.” , dedikten sonra, sofradaki haşlanmış iki yumurtayı seçerek ayırır ve ardından devamla;

    -Şu yoğurdu ve kaymağı da kaldır, üç gün önce sizin sürüye komşunun bir koyunu karıştı. Hayvanları sağanlar da akşam karanlığında dikkat etmediler, o koyunu da sağdılar. Ondan yapılan yoğurt ve kaymak da haram.” , diye buyurur. Mehmet Ağa ve hanımı bu duruma çok mahcup olmuşlardır.

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri çözüm olarak: Yumurtaları bitişik komşularına iade etmelerini ya da, helallik dilemelerini ister. Koyunun sahibini de söyledikten sonra, koyunu sahibine iade etmelerini, yoğurt ve kaymak için de, mutlaka sahibinden helallik almalarını emir buyurur.  

    Efendi Hazretleri’nin göstermiş olduğu bu keramet üzerine, Mehmet Ağa ve hane halkının ona olan muhabbetleri ve inançları daha da ziyadeleşir.

*****

VERGİ TAHSİLDARI

    Derik’in aşiret reislerinden olan Mehmet Ağa’nın evinde verilen yemeğe, Derik’e Askerlik Şubesi Başkanı olarak yeni tayin olan, Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretleri ile  Derik’in ileri gelen insanları davet edilmiştir. Devlete yıllarca askerlik için çocuklarını göndermeyen ve belki de, on yıldır devlete vergi ödememiş olan ilçenin halkı, O gün  Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’nin yaptığı sohbet ve manevi ikazlar neticesinde hem askerlik çağına gelmiş çocuklarını  göndermeye hem de, bugüne kadar ödemedikleri vergilerin tamamının hesaplanarak ödenmesini yapmak üzere söz verirler.

    Ertesi gün, makamına gelen Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, vergi ödemesine gelecek olanlara ikram edilmek üzere, bol miktarda çay demlemelerini emreder. Vergileri tahsil edecek olan tahsildar da oradadır. Onun çay demleme emrini duyan vergi tahsildarı şöyle der; 

   -Kumandanım, bu kadar çayı telef etmeyin; onların sözlerine de inanmayın, onlar söyledi ve eve gidince de unuttular, sizden öncede aynı şekilde davrandılar.

   Efendi hazretleri, onun bu ümitsiz sözlerine karşılık, sert bir ifade ile;

    -Sen beni kimle karıştırıyorsun. Az sabırlı ol, bir kaç saat içinde olacakları gözlerinle göreceksin kulaklarınla da duyacaksın. O aleyhinde konuştuğun insanların çoğu şu an yoldalar. Bir kısmı da, eksiklerini ikmal etmek üzere konu komşudan temin etmek üzere gayret sarf ediyorlar. Birazdan vergilerini yatırmak üzere insanlar kuyruk olacaklar.  İnşallah bizde o insanlara kuru bir çay ikram edeceğiz.

    Hatta, biraz sonra gerçekleşecek olan bir hadiseyi, gözüyle seyretmiş gibi tahsildara şöyle tarif eder;

    -Sen çayından iki yudum alacaksın, üçüncü yudumu almak üzere bardağı ağzına götürürken, bizim “Mehmet Çavuş” sizin ifadenizle “Mehmet Ağa”, kapıdan içeri girecek ve ‘İnşallah benden evvel kimse gelmemiştir’ diyecek.

    Ardından, emir eri çay tepsisi ile içeri girer ve Efendi hazretlerinden başlayarak çay servisini yapıp dışarı çıkar. Efendi Hazretleri’nin buyurduğu gibi, tahsildar çayından iki yudum almış, üçüncü yudumu almak üzere ağzına götürürken kapı vurulur. Kapı açılınca içeri giren Mehmet Ağa, “İnşallah benden önce gelen olmamıştır.” diyerek tebessüm eder.

    Akıllara durgunluk veren bu hadise karşısında, tahsildar mahçup olur ve hayretler içinde kalır.

    Tahsildarın mahcubiyetini giderip gönlünü almak isteyen Efendi hazretleri, sözlerine şöyle devam etmiştir:

    -Oğlum biz Hak’ın lütfu ile neler olacağını önceden görürüz, bize kılavuzluğu Hazreti Ali yapar. Kılavuzun Aliyy el-Murteza olursa, yolun Hakk’a gider.,  demiş ve gülümsemiştir.

    Sözüne devamla, tahsildarın hayatında manen gördüğü, bazı hatalarını düzeltmesi için şunu söylemiştir:

    -Evladım, hanımına karşı çok sert davranıyormuşsun, sebepsiz yere de ara sıra dövüyormuşsun ve günlerdir de, senden küçük bir isteği olmuş, onu da yapmamışsın.

    Ailesinin içindeki bu sırrın ortaya konmasına şaşıran, tahsildarın içinden şunlar geçmiştir: “Acaba kumandan bunları kimden duydu.”

    Onun içinden geçirdiğini bilen, Efendi hazretleri gülerek:

    -Allah (cc) haber veriyor, Allah (cc)” , dedikten sonra, cüzdanından miktar para çıkarıp uzatarak şöyle söylemiştir:

    -Evladım, hanımın aylardır senden bir fistan (elbise) istiyordu. Sen de, başından savıyor ‘maaşlarımızı alamadık alırsam alacam’ diyerek, hanımını geçiştiriyormuşsun. Hâlbuki esnafın yanında bir fistan alacak kredin vardı. Ama, asıl niyetin hanımını yıldırıp babasının evine dönmesini sağlamak. Çünkü dul bir kadınla evlenmek istiyorsun. O da, ‘hanımını boşa ki seninle evleneyim’ diyor. Senin küçük şeylerden kavga çıkartma sebebin bu. Al şu parayı hanımını ve çocuklarını giydir. Onlar sevinirse Mevla da bizleri sevindirir. O dul kadına gelince, evladım onun kaderi sen de değil. Kısa zaman sonra buradan uzaklara gelin olup gidecek. Senin ona yedirdiğin altınlar da boşa gidecek.

    Bunları duyan tahsildar içinden, “Biz birbirimize Kur’an üzere yemin ettik, bu mümkün değil” diye geçirince, Efendi hazretleri:

    -Evladım senin kadere imanın yok, hem de o sevdiğin kadının Kur’an’la hiç alakası yoktur.

    Tahsildar elini öpüp parayı alır ve cebine koyar. Efendi hazretleri son olararak, evdeki hanımının takva sahibi imanlı bir hanım olduğunu ve ona iyi davranması hususunda nasihat eder. 

    Efendi Hazretleri’nin haber verdiği gibi, daha önce peşinden koştuğu dul kadın çok kısa zaman sonra, Diyarbakır’ın köylerinden bir adamla bir gece yarısı kaçıp gider.

    Daha önce, devlet görevlilerinin onlardan vergi istemek şöyle dursun, can güvenliği sebebiyle kapılarının önünden bile geçemedikleri bu insanlar, vergi ödemek için “kuyruk” olurlar. Mahsul zamanı ödeyecek olan bazı istisnalar haricinde de, üç gün içinde ödemeler tamamlanır.

*****

AT HIRSIZININ AKİBETİ

    Osman Nuri Bağdadî hazretleri, Mardin Derik’te resmi vazifesini sürdürürken,  evinin ahırında Sabha adındaki safkan arap atı ve onun taylarıyla beraber on tane arap atı bulunmaktaydı. Efendi hazretleri, bu atlara çok yüksek fiyatlarla müşteri olanlar olmasına rağmen satmıyordu.

    Bu atların namını duyan Mardin’li meşhur at hırsızı, bunlardın birkaçını çalıp satmak üzere bir gün gece, atların bulunduğu ahıra girmiş. Tam atların yularını çözmeye hazırlandığı sırada, iple bağlı olmayan Mesut adındaki tay, o hırsızı ısırarak çifte atarak, ahırın bir köşesine sıkıştırmış. Bu hengamede hırsızın kaburga kemikleri kırılmış ve at sürekli sıkıştırmaya devam ettiğinden, hırsız perişan duruma düşmüş.

    O sırada, manen hırsızın durumuna vakıf olan Efendi hazretleri, emir erini göndererek o hırsızı incitmeden yanına getirmelerini emretmiş. Hırsız o kadar zor duruma düşmüş ki, yakalanmaktan korkması gereken o adam, yanına gelen emir erine; “Yahu neredesiniz bu hayvan beni öldürecekti az daha geç kalsaydınız!”, demiş.

    Efendi hazretlerinin yanına götürdüklerinde hırsıza; “Oğlum, ihtiyacın vardı da neden gelip bana halini arz etmedin evladım?” , diye şefkatle buyurmuş.

    Hırsızlığı kendisine meslek olarak seçmiş olan şahıs çok mahcup bir şekilde:

    -Kumandan; nefsime, şeytana uydum, gırtlağıma kadar pisliğe batmış vaziyetteyim!” diye, pişmanlığını ifade edince, Osman Nuri Efendi:

    -Oğul, Allah’tan ümidini kesme, zararın neresinden dönersen orası kâr!, diye buyurmuş.

    Bu hadiseden sonra, Reşit adındaki o at hırsızı, Efendi hazretlerinin dervişleri arasına katılmış, Osman Nuri Bağdadî hazretleri’nin Derik’teki resmi vazifesi bitip ayrılana kadar, Efendi hazretlerinin hanesinde yaşayıp, onun misafirlerine hizmet etmiş ve çalmak üzere geldiği o atların bakım  işlerini yürütmüş.

*****

KISKANÇLIĞIN ZARARI

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’nin Mardin Derik’te bulunduğu sıralarda, Bağdat’ta daha önce evlenmiş olduğu Ayşe hanım ve Anadolu topraklarına geldikten sonra evlendiği Şevkiye Hanım olmak üzere iki hanımla aynı çatıyı paylaşmaktadır. Efendi hazretleri, zaman zaman bazı ikazlarda bulunmasına rağmen, Şevkiye adındaki hanımı bir gün bir hataya düşer.

     Efendi hazretleri bir gün, civar illere olan bir seyahatlerden birinden dönmüş evde istirahat etmektedir. Şevkiye adındaki hanımı da bir kaç kapı ötedeki komşuya gezmeye gitmiştir. Efendi Hazretleri’nin eve döndüğünden habersizdir. Efendi Hazretleri’nin Ayşe hanımdan olma olan çocukları Muhammed Arif, Muhammed Latif ile Şevkiye hanımdan olma oğlu Kasım evin önün de oynamaktadırlar. Komşu ziyaretini tamamlayan Şevkiye hanım, evin önüne geldiğinde, kendisinden dünyaya gelen oğlu Kasım’a, şu talihsiz cümleyi sarfeder:

    -Oğlum onlarla oynama! Onlar senin üvey kardeşin. Onlar Arap, sen Türk’sün!

    Ne yazık ki, Şevkiye hanımın ağzından çıkan bu kötü söz, evde istirahat etmekte olan Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’nin kulağına ulaşmıştır. Efendi Hazretleri hızla evden dışarı çıkar ve Şevkiye hanıma hitaben:

    -Şevkiye, Kasım’ın da, diğerlerinin de babası benim. Sen hangi hakla evlatlarımın arasına girip münafıklık yapıp, kardeşlerin arasına nifak sokuyorsun!, diye sert bir şekilde azarladıktan sonra, hemen orada komşulardan iki erkeği çağırarak kendisini boşamıştır.    Şevkiye hanımın kardeşine de, haber salarak, gelip kız kardeşini alıp götürmesini söyler.

    Şevkiye yaptığına çok pişman olmuştur. Hatasını affettirmek için çok yalvarıp yakarmasına rağmen, Efendi hazretleri, manen aldığı bir emir üzerine onu boşama kararını aldığını ve kararından dönemeyeceğini kesin olarak bildirir.

    Şevkiye hanımı boşamasına rağmen, ısrarı üzerine, kendi oğlu Kasım’ın yaşı küçük olması hasebiyle onunla gitmesine izin verir.

 

 

 

(Kaynak:http://www.bagdattanyozgata.org)

 

YORUM YAP