
Osman Nuri BAĞDADÎ Hz. (1881-1944)
Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’nin mürşidi olan, Şeyh Ömer Ziyaaddin hazretleri, bir gün sohbetinde;
-“Osman, yakında Bağdat’tan ayrılıp Anadolu’ya gideceksin. Orada kal, geri dönme çünkü, İslam’ın sancağı Anadolu’da düştü, tekrar oradan kalkacak!”, diye buyurmuştu.
Nitekim, 1.Dünya Savaşı patlak vermesiyle, İngilizler Bağdat’ı işgal etmişler, Bağdat halkı bu işgale direniş gösterirken, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri de, bir Osmanlı subayı olarak Anadolu’da Erzurum Cephesinde savaşmak üzere, beraberinde; 7.500 kişiden oluşan eli silah tutan milis kuvveti, 100.000 adet kadar altın, 50.000 adet büyükbaş ve küçükbaş hayvan olmak üzere Bağdat’dan yola çıkar.
Bu büyük kafile ile, Anadolu topraklarına girildikten sonra, yanlarındaki mühimmat ve askeri emniyetli bir şekilde cepheye ulaştırmak için emniyetli bölgeler seçilerek yola devam edilmiştir. Bu çileli ve uzun yolda, yol boyunca Anadolu insanlarından da katılanlar olmuştur.
Malatya topraklarına girdiklerinde hayvanların sulanma ve yayılım ihtiyaçlarını karşılamak için Fırat vadisi güzergâhı izlenmiştir. En sonunda, günümüzde Karakaya Baraj gölü suları altında kalmış olan, Sinan Köyü’ne varırlar ve dinlenme için mola verirler. Orada iken cepheden gelen bir telgraf ile ikinci bir emre kadar, 6 ay süresince bu köyde kalmaları için emir alırlar.
Sinan Köyünde kaldığı bu 6 aylık süre içerisinde, birçok insan, o Yüce Zat’ın maneviyatından istifade edip tarikatına intisap etmiştir. Ayrıca, köylüler arasında yıllardır devam eden kırgınlıklar son bulur.
Halen bu köyün 3.-4. kuşak insanları dede ve babalarından dinlediği sohbetler ile bu yola devam etmektedirler. Efendi Hazretleri oradan, Genelkurmay’dan aldığı emir üzerine Erzurum Cephesi’ne intikal etmek üzere yanındaki asker ve mühimmat ile Malatya’dan ayrılır…
*****
ÜÇ SÖĞÜT DALI
Kendisi bir Osmanlı Subayı olan, Şeyh Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, 7.500 milis kuvvetleri, 50.000 civarı büyükbaş ve küçükbaş hayvan ile Bağdat’tan yola çıkmış ve konaklaya konaklaya en sonunda, Malatya’ya bağlı, günümüzde Karakaya barajı suları altında kalmış olan, Sinan ismindeki köyün kenarına gelmişlerdi. Orada mola verilmişti.
Mola verdikleri ilk dakikalarda, kendisine çadır kurmak üzere askerler, bir söğüt ağacından üç dal kesmişlerdi.
Meğerse o esnada, o söğüt ağacının sahiplerinden biri olan bir kadının kocası, oradan geçiyormuş. Bu söğüt, o şahsın hanımı ve hanımının kız kardeşlerine aitmiş. Köylü o anda, içinden:
-“Bu ağaç üç yetim kız kardeşe ait, onlara danışmadan bunları niye kesiyorsunuz! Bu haram değil mi ?”, diye içinden geçirir. Ancak, askerlerden de korktuğu için onlara bir şey demez.
O sırada, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, o köylüyü yanına çağırıyor ve ona;
-“Sen yetimlerin hakkını aramıyorsun. Nefsin, eşinin hissesinin peşinde!” , diye buyurup, o yetimlerin isimlerinin de, “Havva, Beyaz, Şemse.” olduğunu söylüyor.
Kesilen her bir dal için, köylüye birer tane Reşat altını veriyor. “Yetimlerin hakkı öyle değil böyle korunur.” buyurup,
-“Yetimlerin hissesini, yaşları küçük olduğundan götürüp Osmanlı Bankası’na yatıracaksın, evrakı getirip bana göstereceksin ve çocuklar büyüdüklerinde bu parayı alıp istedikleri gibi kullanacaklar”, diye ayrıca kesin talimat veriyor.
Daha sonra, köylünün o altınları bankaya yatırdığına dair evrakı bizzat kontrol ediyor.
(Bu hatıra o köylünün oğlu Paşa Pak tarafından, O.N. ÖLMEZTOPRAK’a anlatılmıştır.)
*****
EŞEK RÜYASI
Askeri komuta merkezinden gelen telgrafla, ikinci bir emre kadar köyün alt tarafında Fırat nehri kenarında kalmaları emredilmesi üzerine, Seyyid Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, askeri ve birlikte getirdiği hayvanları, Fırat nehrinin yanında bırakarak, Sinan köyüne gidiyor. Maksadı da, köy halkına paniğe kapılmamaları, can,mal ve namuslarından endişe etmemeleri için konuşmaktır.
Köyün meydanında köyün ağası ve saygın bir insan olan Arif Ağa ile karşılaşıyor. İlk defa karşılaştığı o ağaya ismiyle hitap ediyor. Arif Ağa’ya, Allah’tan başka kimsenin bilmediği birkaç hadiseyi ona hatırlatıyor. Ağa şaşkınlık içinde kalıyor ve büyük hürmet gösteriyor.
Ağa’ya, “Biz burada yaklaşık 6 ay kalacağız. Canınız, malınız, namusunuz benim şahsımda devletin güvencesine alınmıştır. Endişe etmeyin!”, diyor.
Osman Nuri Bağdadi Hazretleri daha sonra; “Ağa, sen dün gece bir rüya gördün anlat da tabir edeyim!” diyor. Ancak, Arif Ağa rüyayı unuttuğu için duraksıyor ve: “Kumandan sen benim ne rüya gördüğümü nereden biliyorsun?”, diyor.
Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, “Arif bunu bize, Yaratan Rabbim bildiriyor.” diyor ve ekliyor: “Rüyayı sen gördün ve unuttun. Ben sana hem rüyanı anlatayım, hem de, tabir edeyim.” buyuruyor. Rüyayı anlatıp tabir ediyor.
Arif Ağa olanlar karşısında hayretler içinde kalıyor ve: “Rüya kul ile Allah arasındadır. Yanında yatan dahi bilemez, siz bunu nasıl biliyorsunuz?”, diyor.
Osman Nuri Bağdadi Hazretleri: “Allah, istediği kullarına, peygamberlerine ve evliyaullahlarına bu bilgileri verebilir.” diyor.
Arif Ağa: “Efendi seni bu saatten sonra çadırda yatırtmam, benim evim müsait burada kal, ben ve çocuklarım sana hizmet edelim.” diyor. Arif Ağa’nın yoğun ısrarı üzerine Osman Nuri Bağdadi Hazretleri bu isteği kabul ediyor ve ağaya:
-“Askerin yanına gidip onlara gereken emirleri vereyim, subaylarımdan birine askeri, hayvanı teslim edeyim ve eşyalarımı alıp geleyim.” diyor ve evden ayrılıyor.
Ağa, olanların tesiriyle şaşkın bir haldedir. O sırada, köyden Abdo (Abdullah) adında biri yanına geliyor. Ağanın halini görünce: “Ağa sana ne oldu böyle hasta mısın?” diyor. Arif Ağa, Efendi Hazretleri ile yaşadığı olayları anlatıyor. Abdo ağanın anlattığı şeylere inanmıyor ve şöyle diyor:
-“Tesadüf olmuş, şimdi gelsin bir rüya da ben anlatayım.” diyor ve ekliyor, göreceksin onu da tabir edecektir, diyerek oradan ayrılıyor.
Bir süre sonra, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri teşrif ediyor ve Arif ağanın evine geçiyorlar. Bir müddet sonra da, Abdo köylülerle birlikte Efendi Hazretlerini ziyarete geliyorlar. Abdo bir ara, uydurduğu düzmece rüyasını anlatmak için müsaade istiyor. Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, “Anlat bakalım!” diyor ve Abdo başlıyor uyduruk rüyasını anlatmaya… Daha rüyası bitmeden Osman Nuri Bağdadi Hazretleri araya giriyor ve:
-“Abdo, senin gördüğün bu rüyaya eşek rüyası derler! Sen rüya görmedin uydurdun! Terbiyesiz! Rüya hak raporudur, nasıl uydurursun!”, diyerek sert bir şekilde azarlıyor.
Efendi Hazretleri bu azardan sonra tekrar ona:
-“Sen asıl babanın üvey kardeşine verilmesini vasiyet ettiği araziyi, üvey kardeşin Mustafa’ya niçin vermiyorsun? Onu söyle… Bak babanın ruhu burada ve senden davacı. “Ben o tarlayı Mustafa’ya verdim, ben öldüğümde o küçüktü. Abdo’ya Mustafa büyürse vermesini söyledim. Uzun yıllar oldu hâla vermedi”, diyor. O tarlayı Mustafa’ya devredeceksin!” diyerek, üvey kardeşine yaptığı ve kimsenin bilmediği bir haksızlığı düzeltmesini emrediyor.
Abdo o anda: “Tamam sonra veririm.” diyor; ancak içinden vermemeyi düşünmektedir. Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, “Ulan aptal için farklı, dışın farklı söylüyor, sen benim içini görmediğimi mi sanıyorsun?” diyor.
Abdo bunun üzerine, orada tanzim edilen bir köy senedi ile, hemen tarlayı kardeşine resmen devretmek zorunda kalıyor.
(Kaynak:http://www.bagdattanyozgata.org)