OSMAN NURÎ BAĞDADÎ HZ.-HATIRALAR (MARDİN)

  MENKIBELER/HATIRALAR

 

UYANIK TEĞMEN (!)

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, Mardin’in Derik kazasındaki askeri görevini tamamlamış ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından terfi ettirilerek, Mardin Askerlik Şube Reisliği’ne atanmıştır.

    Orada işe başladığı ilk gün personeliyle yaptığı  toplantı bitiminde bir teğmen haricinde diğerlerini gönderir.

    Diğerleri gittikten sonra, Efendi hazretleri merak içinde bekleyen o teğmene şu şaşırtıcı uzun ikazlarını yapar;

 -Evladım dinimizde, örfümüzde, adetlerimizde ne zamandan beri alınan borç para inkâr edilir oldu? Sen bundan bir yıl önce okulu bitirdin ve ilk tayin yeri olarak bu vilayete atandın. Devletimiz sana maaşın ile birlikte imkânsızlıklara rağmen yol harcırahı da verdi ve seni bu topraklara gönderdi.

    Sen geldin göreve başladın ve kısa zaman önce buradan tayini çıkıp ayrılan komutanından evlenme izini istedin. Memleketine gitmek için, bu vilayetten ayrılmadan önce hasbel-kader tanıştığın ehli iman askere ve askerlik mesleğine derin sevgisi ve aşkı olan Mustafa isminde yaşlı bir insana durumunu anlattın. Evlenmek üzere memleketine gideceğini, ama imkânlarının müsait olmadığını, kendisine borç para verip veremeyeceğini sordun. O güzel insan da üzerindeki üniformaya olan sevgi saygısından ve içindeki Allah aşkı ile vatanı, milleti, namusu beklediğini sandığı sana, ‘Hay hay, elbette sana yardımcı olurum evladım.’ dedi. ‘Sende evini perişan etmeden ağır ağır bana ödersin’, dedi.

    Eve gitti ve deri bir kesenin içinde sana elli tane altın getirdi ve teslim etti. ‘Sen, ben ve Allah (cc) biliyor, başkasının haberi yok. Hasta bir kızımla yaşlı bir hanımım var. Onlara haber vermedim. Belki razı olmazlar.’ dedi. Sen de teşekkür ettin. Altınları aldın ‘İnşallah mahcup olmadan sana öderim.’ dedin ve evlenmek üzere memleketine vardın.

    Keyif ile düğününü yaptın ve hanımına bol miktarda altın akça taktın ve izinin bitince hanımını da aldın ve bu vilayete geri döndün. Ertesi gün Mustafa Efendi’nin evine misafir olmak, hanımınla onları tanıştırmak ve hanımına şehir halkından dost ahbap kazandırmak istediğin için, onlara gitmek tanışmak istedin. Eşini yanına alıp Mustafa Efendi’nin oturduğu mahalleye gittin. Sana daha evvel evini tarif etmişti ve evlenip geldiğinde misafirleri olmanızı istemişti. Kapıyı çaldın ve Mustafa Efendi’nin kızı kapıyı açtı. Sen de babasını sordun. O da, on beş gün evvel vefat ettiğini söyledi ve ağladı. O insan ağlarken sen üzülmüş gibi yaptın ve içen (içinden) çok sevindin. Çünkü o altınlar tamamen sana kalmıştı ve senden başka Allah  (cc) biliyordu. Kendi hesabına göre Mustafa Efendi ile borç da ölmüştü. Kısa bir baş sağlığı verdin ayaküstü ve eşini de alarak eve döndün. Bu borçtan hanımına da haber vermemiştin. Haber versen hanımın ehli iman ve takva sahibi bir hatun, o borcu sana zorla da olsa ödettirirdi. Ama sen ondan da gizledin. Bu mudur oğlum insanlık?! Bu mudur iyiliğe karşı edepsizce namertlik?!

    Efendi hazretleri, Teğmen’in yaptıklarını gözüyle görmüş gibi anlattıktan sonra, sözlerine şöyle devam etmiştir:

    -Mustafa Efendi’nin yaşlı ve hasta bir hanımı hastalıklı ve sakat bir kız çocuğu var. Mustafa Efendi’nin vefatından bir hafta sonra sandığı açtılar ve kontrol ettiler ki altınlar yerinde yoktur.   

    Hanımı taziyeye gelenlerin aldığını sanarak beddualar etti. Kızı da, doğru bir teşhiste bulundu ve ‘Ana kimseye beddua etme babam o altınları darda olan birine bizden habersiz ya borç verdi ya da hibe etti’, dedi. Kadın canının acısı ile tertemiz iman ehli kocasına da ağır hakaretler etti ve, ‘Senin benim durumumu bilmiyor muydu ki, hepsini telef etti’, diye kocasına beddualar ediyordu. Mustafa Efendi’nin kızı da: ‘Ana, babam dürüst ve namuslu bir insandı, haramı helâlı bilirdi. Eğer haram karışmadı ise, o para bir gün bir yerden çıkar.’ deyince anası da kızına dönmüş ve: ‘Çok beklersin. Bundan sonra ne ile hayatımızı idame ettireceğiz?’ demiş ve ağlamışlardır.

     Bu sözlerden sonra, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, bu işi düzeltmesi için o Teğmen’e şu emri verir;

    -Şimdi eve gideceksin. Hanımının boynuna düğün hediyesi olarak taktıklarını getireceksin. Düğünde harcadıklarını da, Mustafa Efendi’nin dediği gibi, evini perişan etmeden aydan aya maaşından kesip o mazlum insanlara ödeyeceğim. Hadi eve git ve emanetleri alda gel!

    Utancından yere geçen Teğmen:

    -Kumandanım, bu söylediklerinizi ben söylerim ama hanımım inanıp altınları bana vermez, diye karşılık verir.

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri;

    -O zaman git hanımını al ve acele makamıma getir!, diye emretmiştir.

    Teğmen tekrar ezilerek ve sıkılarak;

    -Kumandanım eğer benim bu düşüncelerimi açıklarsanız hanımım benden ayrılır, deyince, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, sert bir ifade ile;

    -Oğlum, gayemiz ev yıkmak, yuva dağıtmak değil. Ben lisanı hal ile eşine anlatır ve onu ikna eder, emaneti sahiplerine teslim ederim, deyince, Teğmen mahcup bir ifade ile dışarı çıkıp eve varmış ve eşini alıp  getirmiştir.

    Daha sonra, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri durumu hanıma izah edince, hanım makul karşılamış ve kocasının taktığı altınları ve kendi ailesinin taktığı altınları teslim etmiştir. Oradan da, beraberce merhum Mustafa Efendinin evine varıp emanetleri dul eşine teslim ederler.

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, Mustafa Efendi’nin hanımına da şöyle ikazda bulunur;  

    -O güzel insana nasıl dilin vardı, o bedduaları ve hakaretleri ettin! O insan bir cennet beyidir. Edepli ol ve rahmete intikal eden kocanın ruhundan özür, Cenab-ı Hak’tan da affı-ı mağfiret dile!

     Emanetleri teslim edip döndükten sonra, yaşanan bu hadiseden büyük ibret alan Teğmen, Osman Nuri Bağdadi Hazretlerine büyük bir aşkla bağlanarak talebesi olur.

GURBETE GİDEN EVLAT

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’nin, Mardin’deki Mardin Askerlik Şubesi Başkanlığı makamına, bir gün perişan vaziyette yaşlı bir kadın ziyaret etmek ister. Askerler, mesai başlamadı diyerek önce onu içeri almak istemezler. Durumdan haberdar olan Efendi hazretleri derhal dışarı çıkarak onu içeri aldırır.

     Yaşlı kadın, onun insanların dünya ahiret dertlerine sıkıntılarına çare olan bir Allah dostu olduğunu duyunca, gelip kendi derdini anlatmak istemektedir.

     Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, ona karnını doyuracak bir şeyler ikram etmek istediğinde, o kadın derdi olduğunu ve derdini anlatmak için geldiğini ifade edince, Efendi hazretleri,  o daha derdini anlatmadan;

    -Zeynep Hatun, kafanı yorma! Senin oğlundan sana haberler vereceğim. Sen buraya oğlundan haber almak için geldin. Sen gelmeden Cenab-ı Hakk, bize oğlundan haberler verdi. Senin geleceğini haber verdi. Sen kapıda kalmayasın diye, bu gün daha erken geldim. Üzülme, ağlama!, diye buyurduktan sonra, onun hakkında manen yaptığı tespitleri açıklamaya devam eder:

    -Zeynep bacı, üç tane çocuğun olmuş. İkisi küçük yaşlarda vefat etmişler. En küçük oğlun, bundan yirmi beş yıl önce, çalışmaya gidiyorum diye evden ayrılmış ve bir daha ne görmüş ne de haber alabilmişsin. Oğlun evden ayrıldığında yirmi yaşında imiş.

    Bunun üzerine Zeynep Hanım ağlayarak:

    -Kurban ömrümün sonuna yaklaştım. Evlat hasreti ile yanıp kavruluyorum. Acaba oğlum hayatta mı dünya gözü ile bir daha oğlumu görebilecek miyim?, diye feryat edince:

    Efendi hazretleri, onun hayatta olup evli ve çoluk çocuğa karıştığını, inşallah yirmi güne kadar yanına geleceğini haber verir. Oğlunun sağ olduğunu haber alan Zeynep Hanım onun nerede olduğunu sual eder.  

   Bu soruya Efendi hazretleri gülerek:

    -Oğlun İstanbul’da zengin bir kadınla evlenmiş ve evlendiği kadına da yalan söylemiş. Benim babam Mardin’in ağalarından demiş ve kandırmış. Bir müddet sonra da çocukları olmuş. Hanımı, ‘Gidelim babanı, ananı görelim.’ diyince de, ‘Çocuklar küçük yollarda perişan olurlar’,  diye oyalamış. Ve günü güne eklemiş bu güne kadar zamanı geçirmiş. İlk zamanlarda (korkusu), hanımı, ailesinin buradaki fakru zaruretini görüp kendisinden ayrılacağı korkusuymuş, diye buyuran Efendi Hazretleri, Zeynep Hanım’a yakında hasretlerinin biteceği müjdesini tekrarlar.

    Ardından da, askerlere bir miktar para verip, ona üst baş bir şeyler alınmasını, 10-15 asker alınarak, o kadının evinin elden geçirilip, tamir edilmesini emrini verir.

    Bu ziyaretten bir ay sonra da, o yaşlı Zeynep hanım, oğlu ve gelini beraberce, Efendi hazretlerini ziyarete gelmişler ve talebesi olmuşlar.

ÇOCUKLARIN ZİKİR HALKASI OYUNU

    Osman Nuri Bağdadî hazretleri’nin talebeleri, Mardin’in bir köyünde beraberce bir iş yaparlarken, aralarındaki yaptıkları sohbetin tesiriyle, kalkıp zikir halkası kurmuşlar ve zikretmeye başlamışlardı. O köydeki çocuklardan bir kız ve birkaç arkadaşı onların bu zikirleri hoşlarına gittiğinden, o talebeleri taklit ederek zikir yapmışlar. O talebelerin yanından ayrılıp kendi evlerine giderken de takliden oyun gibi o zikirleri yapmaya devam etmişler. Fakat, o, çocuklardan bir kızın annesi kızını öyle zikir yapıyor şeklinde görünce çok sinirlenip kızına iki üç tokat vurmuş. Arkasından da, “Seni bir daha böyle görürsem öldürürüm.” diye tehdit etmiş. Osman Nuri Bağdadî hazretleri’nin şahsına da, ağır hakaretler yapmış.

    Fakat, o kızın annesi, kızını tokatlayıp oturduğu hamur yoğurma işi sırasında, birden iki dizine çok keskin bir acı saplanmış. Bu acı sebebiyle de, yoğurduğu hamuru komşu kadını çağırarak pişirtebilmiş. Kadın bulunduğu yerden kalkamamış ve an be an acısı çoğaldığı için sabahı zor etmiş. O, köydeki Osman Nuri Bağdadî hazretleri’nin bazı talebeleri, o kadına, Efendi hazretlerine gidip derdini anlatırsa kendisine şifa olabileceğini tavsiye etmişler.

    Ertesi gün yakınları tarafından, Mardin merkezdeki Efendi hazretlerinin evine getirmişler. Osman Nuri Bağdadî hazretleri, onlarla beraber gelen o kız çocuğunu severek ona aferin demiş. Arkasından da, çocukların ne yaptıklarını, annesinin ona vurduğu tokatları ve tehdidini, ayrıca, Efendi hazretlerinin şahsına gıyaben yaptığı hakaretleri, tek tek sayıp onun dizlerinin iyileşmeyeceğini, gün gün kötüye gidip ölüp gideceğini söylemiş.

    Bunun üzerine, o kadın ve kocası çok üzülüp ağlamaya başlamışlar. Ordaki kız çocuğu da, anne ve babasının ağlamasına dayanamamış o da ağlamaya başlamış. O kız çocuğunun ağlaması üzerine, Efendi hazretleri şöyle demiş;

   -Sizi, bu hanım kızın gözyaşlarının hatırı için, hem ben, hem de, Sultan Abdulkadir bağışladı.

    Ardından, bir bardak su getirmelerini emredip o suya okumuş ve o kadına içmesini söylemiş. Kadın suyu içtikten sonra bir şeyi kalmamış.

    En sonunda da, karı-koca Efendi hazretlerine talebe olmuşlar.

KAYBOLMUŞ MEZAR

    Osman Nuri Bağdadi hazretleri (k.s.), kendisi bir asker, yani subay olması hasebiyle, Mardin’deki vazifesi bitmiş Diyarbakır’a tayin olmuştur. Mardin’den eşyalarını yükleyip Diyarbakır’a giderken yol güzergahında bir tepeye doğru yaklaşırlar.

    Efendi Hazretleri, bir ara yanındaki talebelere, o tepeyi gösterek, onun arkasında bir mezarlık olduğunu, o mezarlıkta yatan evliya bir zatın bulunduğunu, o zatın manen kendisine gelerek, mezarının zamanla yerinin kaybolup, üzerinin yol haline geldiğini, insanların ve hayvanların bilmeden kabrinin üzerine basıp geçtiklerini, mezar yerininin belli edilip, güzel bir mezar yapılmasını rica ettiğini, haber verir.

    O zatın yüzlerce yıl önce vefat etmesine rağmen bedeninin sapasağlam durduğunu,   mezarı açtıklarında aynen göreceklerini ifade eder. Arkasından, yakın talebesi Mehmet Çavuş’a emrederek, en yakın köye gidip kazma kürek bulup getirmesini söyler. Mezarlığa vardıklarında kazma kürekler de gelir ve Efendi hazretlerinin, yol üzerinde işaretlediği bir yeri kazmaya başlarlar. Osman Nuri Bağdadi hazretleri, mezarı kazan talebelerine, bir buçuk metre olana kadar kazma ile kazmalarını, oradan itibaren  kazma kullanmayı bırakıp,  küreğin ucu ile hafif hafif toprakları atmalarını emreder.

    Toprakları atarlarken, önce, toprağın içinden, insanın aklını başından alan, dünya kokularına benzemeyen çok güzel bir koku yayılır. Ardından da, orada medfun olan zatın kefeni görünür. Efendi hazretlerinin haber verdiği gibi, cesedi çürümediği gibi kefeni bile sararmamıştır. Mübarek zatın cesedini bizzat Efendi hazretleri ile Mehmet Çavuş yerinden çıkartırlar. Mezarın yeri belli edilip, gerekli tamirat ve tadilat işlemleri yapıldıktan sonra aynı yere tekrar defnederler.

    Osman Nuri Bağdadi hazretleri, daha sonra, talebesi Mehmet Çavuş’a, iki usta bularak burada yatan zatın mezarını, şanına uygun olarak  yaptırması talimatını verir.

Sayfalar: 1 2

YORUM YAP