OSMAN NURÎ BAĞDADÎ HZ.-HATIRALAR (DİYARBAKIR)

  MENKIBELER/HATIRALAR

 

ZAMANIN SAHİBİ

   Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, Mardin’deki askeri görevini tamamlayıp Diyarbakır Askerlik Şube Reisliği’ne atanmış olup, yeni işyerine intikal için, ailesi ve beraberindeki kalabalık ihvanıyla yaptığı uzun bir yolculuktan sonra Diyarbakır’a varılmıştır.

    Efendi hazretleri, yanındaki askerlerle beraber doğrudan Kolordu Komutanlığına gitmiş, gitmeden önce de, eşyaları taşıyan ve yeni kalacakları eve yerleştiren, ailesi ve arkadaşlarına yemek yapılması için, Mehmet Ağa’ya talimat vermiştir.

   Mehmet Ağa,  yapılacak yemekler için gereken malzemeleri almak üzere çarşıya iner. Önce, et almak üzere bir kasaba girer ve selam verir. Kasap, şaşırtıcı bir şekilde, Mehmet Ağa’ya, derin bir hürmet ile davranır ve çok itibar gösterir. Mehmet Ağa gördüğü bu hürmet ve yakın ilgiye bir mana veremez ve lafı uzatmadan kasaba:

    -Efendi, beni birine mi benzettin? Ben sizi ilk defa görüyorum, diye sorar. Kasap da ağlayarak:

    -Ben de sizi, ikinci defa görüyorum. İlk defa, bu gece rüyamda gördüm. Zahiren de şimdi görüyorum, diye cevap verir. Mehmet Ağa, merakla rüya meselesini anlatmasını ister. O da, anlatır.

    Meğerse, Seydi Ahmet adındaki o kasap, zaten takva sahibi bir insanmış. Her gece yatmadan önce iki rekat namaz kılar, istiğfarda bulunur ve ‘Ya Rabb!, bilmeden, tanımadan senin sevdiklerine beni ters düşürme! Onların gönlünü kırmama fırsat verme! Ve zamanın sahibini görmeden canımı alma!’ diye dua ederek üç ihlas bir fatiha okuduktan sonra yatarmış.

   Önceki gece de, aynı şekilde yapıp yattıktan sonra rüyasında; Diyarbakır’ın üzerine bir güneş doğduğunu, bu güneşin içinden nur yüzlü bir Komutanın çıkıp yeryüzüne indiğini, bütün mahlukatın bu zatın taşıdığı nura ta’zim ettiğini görür. Zamanın sahibi olan zat herhalde budur diye, onun ayaklarına kapanır. O zat da, elinden tutup kaldırır ve;

    -Evlat duan kabul oldu. Beni görme ve tarikatıma intisap etme lütfunu Mevla sana bağışladı, diye buyurur. Daha sonra, o zatın yanında edep ile durmakta olan Mehmet Ağa’yı göstererek; adının Mehmet olduğunu, bu bölgenin sorumlusu olduğunu, bundan böyle onunla beraber sohbet ve muhabbet edeceğini bildirir. Rüyadan uyandığında, kendisini ayakta edep ile dururken bir halde bulur.

    Ertesi gün dükkanı açar ve beklemeye başlar. Mehmet Ağa da, bu rüyadan haberi olmaksızın  tevafuken onun dükkanına et almak girer. Seydi Ahmet isimli o kasap ile önce rüyada sonra da, zahiren tanışmaları bu şekilde gerçekleşir.

*****

KOMUTANIN HASTA OĞLU

    Mardin’deki askeri görevini tamamlayıp Diyarbakır Askerlik Şube Reisliği’ne atanan  Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, yeni görevine başlamak için Kolordu Komutanlığına gitmiş ve yeni amiri ile ilk kez görüşme yapacaktır.

    Kolordu komutanının odasına girer ve  askeri tekmil verir. Askeri tekmiline, Âl-i Beyt’ten olduğunu, yani Hazreti Ali Efendimizin soyundan geldiğini ifade eden cümle ekler. Bunun üzerine, Âl-i Beyt’e derin sevgisi olan komutan, onu ayağa kalkarak karşılar ve oturmasını söyler.

    Efendi hazretleri hakkında daha önceden bilgisi olan Komutan, ona bir derdini anlatmak istemektedir. Bu derdini anlatmak üzere öğle yemeğini beraber yemeleri için emir ve talimat verir.

    Yemek başlayınca Komutan, hasta ve ruhi dengesi yerinde olmayan bir oğlunun olduğunu, bu sebeple hanımıyla beraber derin üzüntü içinde olduklarını, bu hastalığın şifası için dua ve himmetlerini rica etmiştir. Osman Nuri Bağdadi Hazretleri de,  ” Kumandanım, gönül rahatlığı içinde yemeğinizi yiyin, inşallah yemekten sonra delikanlıya okurum. Şeyh Ömer’in sayesinde anasından doğduğu gibi olur inşallah!…”, diye buyurunca Komutan sevince boğulur.

    Daha sonra, Komutanın hasta oğlu ve hanımı beraberce evden Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’nin yanına getirilir. Komutanın hanımı, eğer bu çocuk hastalıktan kurtulursa, çok minnettar kalıp dua edeceklerini söyler. Efendi hazretleri de, hasta olan delikanlının yanına yaklaşır ve elini çocuğun başına koyar. Bir euzu besmele çekip üzerine üfürür.

    Okur okumaz, o hasta delikanlı, Efendi hazretleri’nin eline kapanır ve:

    “Yüreğimi ellerine alıp sıkan iki tane çirkin mahlûk vardı, beni terk ettiler. Kurtuldum!”, diye sevinçle ağlamıştır. Efendi hazretleri de, çocuğu gözlerinden öpmüş ve:

    “Geçmiş olsun”, diye buyurmuştur.

    Yıllardır hasta olan oğlunun şifasına sebep olan, Efendi hazretlerinin maneviyatına aşık olan Kolordu Komutanı, daha sonraki günlerde, ona intisab ederek talebesi olmuştur. Yani, Zahirde Paşa olan, maneviyatta Paşa olana tabi olmuştur.

*****

ŞEYH CELAL’İ İKAZ

    Diyarbakır’da Şeyh Celâl olarak bilinen bir şeyh vardır. Bu zat, adı gibi çok celalli biridir. Kendisine intisab etmeyi kabul etmeyenleri, kendisi veya dervişleri aleyhinde konuşanları, keramet gösterek şiddetle cezalandırmaktadır. Bu sertliği sebebiyle tarikatı yayılmayıp, küçük bir grup dervişi bulunmaktadır.

    Şeyh Celâl’in maneviyatını yanlış kullanması sebebiyle, manen ikaz edilme görevi, Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’ne vermiştir.  Efendi hazretleri bir gün Şeyh Celâl’i huzuruna davet eder. Kendisini ikaz etmek üzere manen görevli olduğunu bildirip şöyle buyurur;

   -Celâl, bu senin son şansın. Cenab-ı Hakk seni evliyalar meclisinden tard edecek. Bu yapmış olduğun hareketler, seni evliyalar meclisinden silecek duruma getirmiş. Kendine çeki düzen vermezsen çok zelil durumlara düşeceksin!

    Daha sonra Şeyh Celâl’e gözünü yummasını emreder. Şeyh Celal gözünü yumunca, Büyük bir ağaç görür. Bu ağaçta, kıyamete kadar gelmiş ve gelecek olan evliyanın isimleri her bir yaprakta bir isim olarak yer almaktadır. Evliyaların isimleri, derecelerine göre, yüksek olanlar yüksekte, daha düşük derecede olanlar ise, daha aşağılarda bulunmaktadır. Şeyh Celâl’in isminin olduğu yaprak da, en alt dalda ve en alt yapraktır. O da, sararmış ve düşmek üzeredir.

    Bu manzarayı manen seyreden Şeyh Celâl, ayaküstü durmaya mecali kalmamıştır ve tirtir titremeye başlar. Bu esnada Efendi hazretleri zahiren devreye girerek, bundan sonra en küçük lüzumsuz bir harekette evliyalar meclisinden düşeceğini haber verir. Şeyh Celal bunun üzerine ağlayarak, Efendi hazretlerinden manevi yardım ve himmet talebinde bulunur.

     Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, onun pişmanlığı ve manevi yardım talebi üzerine Şeyh Celâl’e şöyle buyurur;

    -Git ölü gönüllere emek çek ve kalan ömrünü de, çizgiden çıkmış insanlara ayır. Onları, Hakk ve hakikat ile tanışmalarını sağlayarak geçir!

    Şeyh Celâl, bu ikazdan sonra, hürmetle Osman Nuri Bağdadi Hazretleri’nin elini öper ve huzurundan ayrılır.

*****

ÖDÜNÇ VERİLMEYEN BİLEZİKLER

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, bir gün, kendi vazife yaptığı yer olan, Diyarbakır Askerlik Şube Reisliği makamına doğru giderken yolda, Diyarbakır eşrafından birisi önüne çıkıp, maddi olarak büyük sıkıntıya düştüğünü ifade ederek, borç para talebinde bulunur.

    Efendi hazretleri o şahsa, hayatta kimseye borç vermediğini, verdiği her parayı hibe olarak verdiğini ve yanında şu anda istediği kadar para bulunmadığını söyleyip, cebinde bulunan tüm parayı ona verir. Verdikten sonra da, yarın makamına gelmesini, orada ihtiyacı kadar olan parayı kendisine vereceğini bildirir.

    Efendi hazretleri akşam eve geldiğinde, iki hanımından biri olan Nigar Hanım’ı yanına çağırır. Gündüz yaşadığı hadiseyi anlatıp, bileziklerini kendisine ödünç vermesini rica eder. Bilezikleri, kısa zaman sonra fazlası ile alıp kendisine iade edeceğini bildirir. Fakat ne var ki,  Nigar Hanım’dan beklemediği, nahoş bir cevap alır. Nigan hanımın, kocasının bu talebine verdiği talihsiz cevabı şöyledir;

    -Biz namusumuzu verdik, üste malımızı vereceğimizi bilmiyorduk. Ben kimseye bileziklerimi veremem.

    Osman Nuri Bağdadi Hazretleri, bu talihsiz söz üzerine hayal kırıklığına uğrar ve üzülür. Hemen o anlarda, komşudan iki tane erkeği çağırtır ve onların şahitliği ile Nigar Hanım’ı boşar. Aslen Halepli olan Nigar Hanım’ın kardeşine telgraf çekip, acilen Diyarbakir’a gelmesini ve kardeşini götürmesini bildirir.

    Nigar hanım yaptığına çok pişman olup yalvarır, birilerini araya koyup kocasının affetmesi için uğraştıysa da, Efendi hazretleri kararından dönmez.

    Efendi hazretleri’nin, Nigar hanımdan olma, Sadiye adında süt emen bir çocuğu vardır. Nigar hanım bu çocuğu götürmek ister, fakat Efendi hazretleri izin vermez. Nigar hanım çaresiz çocuğu bırakıp gider.

    Fakat bir ara ağlamaya başlayan çocuğu, bir türlü susturamazlar. Efendi hazretleri’nin diğer hanımı olan Ayşe, gelip kocasına o çocuğu bir türlü susturamadıklarını, onun için dua ve himmet etmesini talep eder.

    Efendi hazretleri de, asla kendisi ve kendine ait bir mesele için dua edemeyeceğini, manevi yardım ve himmet isteyecekse, bunu Şeyhi Ömer Ziyaeddin hazretlerinden isteyebileceğini bildirir. Ayşe hanım da, çaresiz Şeyh Ömer Ziyaeddin hazretlerinden istimdat talebinde bulunur. Bu istimdat yerini bulur ve Ayşe hanım’ın göğüslerine bir anda süt ihsan olunur. Manevi ihsanla gelen bu sütle çocuğu emzirir ve susturur. Hatta Ayşe Hanım bu çocuğu üç yıl kadar emzirmiştir.

 

 

(Kaynak:http://www.bagdattanyozgata.org)

 

2 thoughts on - OSMAN NURÎ BAĞDADÎ HZ.-HATIRALAR (DİYARBAKIR)

    • Sn. Abdullah Bey,
      Yazılarda görebileceğiniz gibi, Osman Nuri Bağdadi hazretlerinin, Sinan Köyü, Derik, Mardin, Diyarbakır, Erzurum, Elazığ hatıralarını ayrı yazılarda sunduk. Elimizde başka bir hatıra bulunmamaktadır. Eğer sizde varsa irtibat adresine gönderebilirsiniz.

YORUM YAP