DERGAH BİNASI
Gavs-ı Kasrevî Seyyid Abdülhakim Hüseyni hazretlerinin sofilerinden olup, Gavs-ı Sanî Seyyid Abdulbaki Hazretleri zamanında vefat eden, Talat Cengiz adlı sofi anlatır:
Güneydoğu illerimizden birindeki, Gavs-ı Kasrevî Hazretleri’nin sofileri bir araya gelip, sohbetlerini ve hatme-i haceganlarını (*) yapmak üzere, bir yeri dergah olarak kiralamışlardı. Dergah olarak tuttukları bu yer, eski ve gösterişsiz bir bina idi.
Bu dergahta yapılan sohbet, hatme-i hacegan ve zikirlerde, adeta yağmur gibi feyzler yağıyordu. Böyle devam ederlerken, bir gün mülkün sahibi sofilerin o binayı boşaltmasını istedi. Sofiler de, dergah için başka bir yer arayışına girdiler.
Aramalar neticesinde, kapısı, penceresi ve odalarının düzeni olarak, güzel ve daha yeni bir yer bulup kiraladılar.
Fakat, bu yeni yerde yaptıkları sohbet, hatme ve zikirlerde bir şey dikkatlerini çekti. Dergaha gelen sofiler aynı idi ama, yapılan sohbet, hatme ve zikirlerde zerre kadar feyz gelmiyor, aksine kasvet içinde kalıyorlardı. Bunun sebebini bir türlü çözememişlerdi.
Nitekim bir gün, hatme-i hacegan yapılıyordu. Bu hatmeye kalp gözü açık bir sofi de katılmıştı. Hatme bittikten sonra, o sofi bu mekanda neden feyiz gelmediğini şöyle açıklamış:
Meğerse, o dergah binasının asıl sahibi vefat etmiş. Zahiren sahibi görünen ve kiralayan adam, o yeri haksız olarak onun elinden almış. Dergahın asıl sahibinin ruhu, o hatme sırasında gelerek, bu yerin asıl sahibi olduğunu, yeni sahibinin gasp ederek o yeri almasına razı olmadığını bildirmiş. Kalp gözü açık o sofi, hakkını yeni sahibine helal etmesini teklif etmesine rağmen, helal etmediğini bildirmiş.
Hatmede bu iş çözülünce, sofiler yeni sahibine gidip, hatmede, eski sahibinin ruhunun geldiğini, bu yeri haksız olarak onun elinden aldığını öğrendiklerini anlatıp, bu dergah binasını eski sahibinin mirasçılarına iade etmesini tavsiye etmişler.
Yeni sahibi olan adam, o yeri gasp ettiğini inkar etmeyip, ibretlik şu şekilde bir cevap vermiş:
-Cehenneme giderim ama o yeri geri vermem!
Bunun üzerine, sofiler de, o zulmetli ve kasvetli yeri terk edip başka yer tutmuşlar.
(*)HATME-İ HACEGAN: Nakşibendi Tarikatında, halka halinde, topluca yapılan bir çeşit zikir ve duaya verilen ad.

(Kayn.:İsmi mahfuz)