EMANET TESBİH

  MENKIBELER/HATIRALAR

 

     Ladikli Ahmet Ağa (1888-1969)

    Ahmet AKÇAEL isimli zat, Ladikli Ahmet Ağa’dan dinlediği bir hatırayı ondan naklen anlatıyor;

    Bir zaman, Ladikli Ahmet Ağa’nın oğlunun askerlik zamanı gelip çatmış. Ladik’in, o zamanlar bağlı bulunduğu, Kadınhanı askerlik şubesinden askere sevk olup  gidecekmiş.  O zaman da, çok kar yağdığından yollar kapanmış, üstüne üstlük oğlu da hasta olup yataklara düşmüş. Hasta hasta gidebilecek durumu yokmuş.

    Askere sevk günü gelip çatınca, Ahmet Ağa Kadınhanı’ndaki askerlik şubesine durumu anlatmak üzere, çarıklarını giyip gitmiş. Askerlik şubesi başkanı da, Ahmet Ağa hakkında anlatılan hadiselere ve onun evliyadan bir zat olduğuna inanmayan biriymiş.

    Şubeye gidince onu o komutanın yanına götürmüşler. Komutan demiş ki;

    -Sana veli diyorlar, evliya diyorlar.

    Ahmet Ağa da, veli olduğu meselesinin doğru olmadığını, hatta, keçi çobanı olduğunu ve köyde çobanlık yaptığını söyleyerek halini gizlemek istemiş.

    Bunun üzerine, komutan “Ben anlamam, madem evliyasın sana bir soru soracağım, bir hafta da müddet vereceğim, zaten oğlunun askerlik zamanı geldi. Yoksa onun askerliğini yakarım”, manasında sözler söyleyerek onu tehdit etmiş.

    Sorduğu da, komutanın yedi göbek ilerdeki dedesinin adını ve mezarının bulunduğu yeri gibi uçuk bir soru imiş. Ahmet Ağa’da, “Ben nerden bileyim senin yedinci göbek dedeni?”, diye o soruyu bilemeyeceğini bildirmiş.

    Bunun üzerine, şube başkanı komutan, tekrar “Ben anlamam, sana veli, evliya diyorlar. Bu sorunun cevabını bana getireceksin”, şeklindeki ifadelerle kestirip atmış. Ahmet Ağa, çaresiz köye geri dönmüş.  Bir gün hocası Hızır (a.s.) gelmiş ve ondan bu acayip sorunun cevabını almış.

    Cevabı öğrenince de, tekrar Kadınhanı askerlik şubesinin yolunu tutmuş. Komutanın yanına girmiş ve yedinci göbek dedesinin adını ve medfun olduğu yeri ona bildirmiş. Hatta, o dedesinden emanet olarak gelen bir tesbih olduğunu, komutanın annesinin o tesbihi hala sakladığını bildirmiş.

    Bunun üzerine, komutan, tesbih meselesini teyit etmek üzere annesini çağırtarak şubeye getirmiş. Ahmet Ağa’nın, dedesinin adı ve tesbih meselesini ona sorunca, dedesinin adının doğru olduğunu, ondan emanet olarak gelen sandıkta sakladığı bir tesbih olduğunu, rüyalarla zaman zaman ikaz edilerek, o tesbihin sahibinin gelip onu alacağının söylendiğini bildirmiş. Ondan sonra, annesi demek ki bu tesbihin sahibi bu zatmış diyor ve evden getirip tesbihi Ahmet Ağa’ya teslim ediyor.

    Bu hadise, o askerlik şubesi başkanı komutanının, kalbinde ve ruhunda derin tesirler meydana getiriyor ve hidayetine sebep oluyor. Ondan sonra, takva sahibi bir müslüman olarak hayatını devam ettiriyor.

 

 

 

 

 

(Kaynak:youtube.com/YCp6VqB0cLg
Resimler:ladikliahmethudai.com)

 

YORUM YAP