KİTAP PARASI

Abdülkerim Tatlıkabak Hocaefendi
Abdülkerim Tatlıkabak Hocaefendi, medrese talebesi olduğu zamanlardaki ibretlik bir hatırasını şöyle anlatır:
Abdülkerim Tatlıkabak Hocaefendi henüz genç bir medrese talebesidir ve maddi durumu da parlak değildir. Talebeliği sırasında bazı kitapları, kendi parasıyla satın alması icap etmektedir. Fakat maddî durumu elvermediği için bunları alacak parası yoktur. Mensup olduğu tasavvuf yolunun edebine uygun olmadığı için de, kimseden maddi yardım talebinde bulunmaz.
Bahattin adındaki arkadaşı ile beraber bir gün iki katlı bir kitapçı dükkanına girerler. Genç Abdülkerim Hocaefendi’nin yanında yine kitap alacak parası bulunmamaktadır. O kitapçı dükkanının üst katında gezerlerken, kendisine lazım olan kitapları orada tek tek bulur ve sanki parası varmış da satın alacakmış gibi üst kattaki vazifeli adama kaydettirmeye başlar.
Bahattin adındaki arkadaşı bu işe hayret ederek, parası olmadığı halde onları satın alacakmış gibi kaydettirmesine bir mana veremez ve;
-Lan oğlum, bu kadar kitap alma nasıl ödeyecen?, diye ikazda bulunur.
Abdülkerim Tatlıkabak Hocaefendi tam bir tevekkül, teslimiyet ve ihlas ile şöyle der:
-Allah (c.c.) bu kitaba benim ihtiyacımın olduğunu biliyor mu kardeşim? Karışma sen!…
Kitapçının içi o anda kalabalık olup, 10-15 kişi bulunmaktadır. Hatta bu kişilerden bazıları da kendisi gibi medrese talebesidir. Kitapları kaydettirip aşağı kata inerlerken bir adamın kendisine doğru geldiğini görür. Adam doğrudan gelir ve Genç Abdülkerim Hocaefendi’ye;
-Sen talebe misin? Bu kitapları kime aldın?, diye sorar. Genç Abdülkerim Hocaefendi, kendisi için aldığını söyler.
Tanımadığı o meçhul adam, daha sonra kitapların parasının ne kadar tuttuğunu sorar. Genç Abdülkerim Hocaefendi, kitapların o zamanki fiyatını söyleyince, adam çok nazik bir lisan ile o kitapların iki katı tutarındaki bir parayı ona vermek istediğini söyler.
Bu acayip manzara karşısında, Genç Abdülkerim Hocaefendi arkadaşına döner ve;
-N’aber lan?, diyerek “Bak gördün mü?” demek ister.
O meçhul hayır sahibi adam bununla da kalmaz, Genç Abdülkerim Hocaefendi’ye adresini verip;
-Bak delikanlım, benim evladım olmadı. Ben okuyamadım, evladım olmadı, okutamadım. Ama Allah’ıma söz verdim; Ya Rabbî, bugün sohbete gideceğim, Efendi’yi (*) dinleyeceğim. Oradan kendime bir talebe bakacağım. Ya, ne olur yanlış anlama, her ihtiyacın olduğu zaman bana gelir misin?, diyerek ona hayır kapısını, ardına kadar açar.
Hayır sahibi adam söz verdiği gibi, Abdülkerim Hocaefendi medreseden mezun olup icazet alana kadar, her ay düzenli olarak maddi yardımını devam ettirir. Genç Abdülkerim Hocaefendi de, kadirşinaslık gösterip Allah için yaptığı hizmetler karşılığında alacağı sevaba hayır sahibi o adamı ortak ettiğini bildirir.
(*)Mahmud Ustaosmanoğlu Efendi’yi kasdediyor.

(Kaynak:youtube.com/shorts/AhruZ9xavfQ)