KASAP TAHİR

 

 

KASAP TAHİR

        Kasap Tahir (Tahir Mesci)

    Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin talebesi, Ref’et Barutçu, Afyon Cezaevindeki ibretlik bir hatırasını şöyle anlatıyor:

    1948 yılının Ocak ayında, Bediüzzaman Hazretleri ve Anadolu’nun değişik yerlerinden toplayıp getirdikleri nur talebeleri, Afyon Cezaevine konulmuşlardı. Üstad Hazretleri, kimse ile konuşmasın diye, tek başına büyük bir koğuşa konulmuş, Ref’et Barutçu ve Tahiri Mutlu da, idamlık ve müebbet mahkumların hakimiyetinde olduğu, 70 kişilik bir koğuşa konulmuştu. Yani tabiri caizse, kurtların önüne atılmış kuzular gibiydiler.

    O koğuşun ağası da, boynunda, ellerinde ve ayaklarında demir zincirlerle bağlı olan, işlediği birkaç cinayetten dolayı idama mahkum edilen ve temyizden idamla ilgili kararın neticesini beklemekte olan, Kasap Tahir lakaplı biri idi. Kasap Tahir hapse girmeden önce, çift tabanca ile gezen ve Afyon’u haraca bağlayan, belalı bir insan imiş.

    Nitekim, Ref’et Bey ve Tahiri Mutlu Bey, koğuşa ilk girdiklerinde, selamlarını kimse almadı ve onlara yatacak yer göstermediler. O yıl son otuz yılın en sert kışı hüküm sürmekte olup, Afyon’da ağır kış şartları ile ilgili, suların donması, gıda ve yakacak temini gibi büyük sıkıntılar yaşanmaktaydı. Ref’et Bey ve Tahiri Mutlu Bey de, kendilerine yer gösterilmeyince, geceyi namaz kıldıkları seccadeler üzerinde geçirmek zorunda kalmışlardı.

    Bir gün koğuştaki mahkumlar, Üstad Hazretleri hakkında, onun Allah’ın velisi duası makbul bir zat olduğu şeklinde kendi aralarında konuşmaya başladılar. Onların konuştuklarını duyan Ref’et Bey, zincirler içindeki Kasap Tahir’in yanına yaklaştı ve ona;

    -Sen Said Nursî Hazretleri’nin elini öper ve onun duâsını alırsan inşallah idamdan kurtulursun.”, dedi.

    Bu sözü duyan Kasap Tahir, bir anda ümitlenerek; “Kurtulur muyum?” diye sordu. Ref’et Bey de, “Kurtulursun inşallah”, dedi.

    Kasap Tahir bu ümit üzerine, bahçede volta atma zamanını sabırsızlıkla beklemeye başladı. Volta zamanı geldiğinde, Bediüzzaman Hazretleri’nin de çıktığını görünce koşarcasına onun yanına gitti ve edeple yaklaşarak:

    -Efendim bana dua edin de kurtulayım!, dedi.

    Bediüzzaman Hazretleri ona; “Eğer sen namazlarını kılarsan, ben de, sana duâ edeceğim.” dedi.

    Kasap Tahir bu sefer; “Efendim ben kurtulacak mıyım?” diye sordu. Bediüzzaman ona; “Senin kurtuluşun için de duâ edeceğim.” dedi ve ardından ona: “Sen önce namaza başla!” dedi. Bediüzzaman Hazretleri, daha sonra, onun üzerindeki zincirlere bakıp tebessüm etti ve:

    -Bu sana takılan şeyler, senin idam mahkûmiyetinin zincirleri değildir! Bunlar senin tesbihindir! Sen namazına başla, tesbihini çek, ben de sana duâ edeceğim, inşallah kurtulursun!, dedi.

    Üstad Hazretleri’nden bu müjdeyi alan Kasap Tahir, namaz kılmaya başlamıştı. Bir namazının sonunda, üzerindeki zincirleri saydığında, 33 adet olduğunu gördü ve Bediüzzaman’ın, “Bunlar senin tesbihindir!” dediğinin dahi bir hikmeti olduğunu anladı.

    Kısa zamanda, herkesi dize getiren, o belalı adam gitmiş yerine, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye gayret eden, ağırbaşlı bir insan gelmişti. Öyle ki, önceleri bir dediği iki edilmeyen o koğuş ağası, şimdi Ref’et Bey ve Tahiri Mutlu efendilere hürmetle hizmet etmeye başlamıştı. Hapishanede ondaki bu müthiş değişimi duyanlar hayretler içinde kalmışlardı.

    Kasap Tahir günden güne, ibadetlerle üzerindeki manevi kirleri temizlerken, nihayet bir gün, Kasap Tahir’in idam cezasının bozularak, 30 yıla çevrildiğine dair bir temyiz kararı geldi. Daha sonra, 1950 yılı geldiğinde de hükümet genel af çıkardı ve tüm mahkumlarla birlikte, Kasap Tahir de, tahliye oldu.

    Cezaevinden çıktıktan sonra, kasaplık işi yapmayıp, Su İşleri’nde çalışarak emekli oldu. Ömrünün sonuna kadar da, istikametini bozmayıp takva üzerine hayatını devam ettirdi.

 

 

 

(Kayn.:youtube.com/watch?v=lAjrsQKG-u4)

 

 

 

 

 

 

YORUM YAP