HEDİYE TAVUKLAR
Diyauddin Efendi isminde köylü bir zat anlatır;
Geçimlerini temin etmek için bazen, köyde yetiştirdikleri tavukları, yumurta, sebze gibi ufak tefek şeyleri alıp, köylerinin yolunun ana yolla bitiştiği yer olan, “Üçpınar” diye tabir ettikleri yere götürüp, yoldan geçenlere satıyorlarmış.
Bir gün, iki tane tavuğu kesip temizlemişler, daha sonra da, Diyauddin Efendi bunları alıp o yol kenarına gelmiş. O tavukları satmak için müşteri beklemeye başlamış.
Orada beklerken, arabanın biri tam onu geçtikten 10-15 metre sonra fren yapıp durmuş. O da, müşteridir diye, heyecanla arabanın yanına elindeki tavuk poşetleriyle koşmuş. Arabanın camı açılınca bir bakmış ki arabada Şeyh Muhammed Maşuk (k.s.) hazretleri var.

Şeyh Muhammed Maşuk (1906-1975)
Nurşin’den gelip bir yere gidiyormuş.
Şeyh Muhammed Maşuk hazretleri ona hitap ederek; “Senin bu tavukların satılık mı?” diye sormuş.
O da, arabanın içinde Şeyh Muhammed Maşuk hazretlerini görünce ona hediye etmek niyetiyle;
“Satılık değil, hediyelik!…” diye cevap vermiş.
Şeyh Muhammed Maşuk hazretleri; “Ama olmaz!…” demiş.
Bunun üzerine, Diyauddin Efendi adındaki o köylü, yeminler ederek, ricalar ederek, kendisini kırmamasını isteyerek o iki tavuğu hediye olarak kabul etmesini istemiş.
Köylünün bu samimi ricaları ve ısrarlı talepleri üzerine, Şeyh Muhammed Maşuk hazretleri o iki tavuğu hediye olarak aldırıp arabanın bagajına koydurmuş. Araba hareket edecek iken, arabanın camından ona dönüp bakmış ve; “İnşallah bir gün ödeşiriz!…” diye buyurmuş.
Bu hadiseden birkaç yıl sonra, Şeyh Muhammed Maşuk hazretleri vefat etmiş.
Bu köylü zat, bir gün evinin önünde bir iş yaparken, geri geri gitmesi icap ediyor. Geri geri giderken, ayağı kaymış ve oradaki havuzun içine düşmüş. Havuzun içine düşünce boyun kemiği kırılmış ve boynundan aşağısı felç olmuş. Artık ellerini, ayaklarını hiçbir şeyini kımıldatamayacak duruma düşmüş.
Yakınları onu hemen alıp hastaneye götürüyorlar. Baykan, Batman, Siirt, Diyarbakır’daki değişik hastanelere götürüyorlar. Muayene eden doktorlar, boyun omurlarının zedelenmiş olduğundan, tıbben artık yapılabilecek bir şey olmadığını, eve götürüp bakmalarını söylemişler.
Çaresiz eve getirip evde bakmaya başlamışlar. Böyle sıkıntılı vaziyette günler geçerken, bir gün, gece yatağında yattığı sırada, yattığı odanın kapısı açılmış ve Şeyh Muhammed Maşuk hazretleri içeri girmiş. O köylü, hayretle ona bakarken, Şeyh Muhammed Maşuk hazretleri;
“Neyin var Diyauddin?…” , diye sormuş.
Köylü de, felç olduğunu, elinin ayağının tutmadığını ifade etmiş.
Bunun üzerine Şeyh Muhammed Maşuk hazretleri, hastanın üzerindeki örtüyü kaldırıp eliyle vücudunu meshetmiş. Ondan sonra, “Senin hiçbir şeyin yok. Ayağa kalksana!…” diye buyurmuş.
O da, önce oturmuş bakmış bir şeyi yok. Sonra yataktan yere inip ayakta durmuş.
Şeyh Muhammed Maşuk hazretleri ona; “Bak senin hiçbir şeyin kalmadı.” demiş. Daha sonra, gitmek için kapıya doğru yönelmiş, kapıdan çıkmadan evvel de, geriye dönüp;
-Ödeştik mi?, diye buyurmuş.
Kapının kapanmasıyla uykudan uyanmış. Bakmış ki, kendisini sapasağlam ayakta duruyor olarak bulmuş.
(Kaynak:youtube.com/Fatih Hatipoğlu
Resimler:40makam.blogspot.com)