ALLAH RIZASI VE KUL RIZASI
Dünya hayatında, insanın önüne, doğru-yanlış, karlı-zararlı, helal-haram gibi, sürekli tercih edilecek yollar ve istikametler ortaya çıkar. Hayat boyu da bu şekilde devam eder. Bu tercihlerde bazan öyle olur ki, yapayalnız, tek başına kaldığı zor durumlar ortaya çıkabilmektedir.
Ahmet Tomor Hoca, kendisine bir şahıs tarafından, bizzat anlatılan böyle bir hadiseyi anlatıyor;
Anlatan şahsın tek evladı olarak bir oğlu varmış. Oğlu askerden dönünce onu evlendirmeye karar vermişler. Arayıp tarayıp bir kız bulmuşlar. Kendileri abdestinde namazında , karşı taraf yani kızın ailesi de namazını kılan muhafazakar insanlarmış. İki tarafta bu işe razı olunca , bir gün iş artık, düğün yapmak safhasına gelmiş. Düğün meselesi için karşı tarafla yapılan görüşmede, kız tarafı, düğünün mutlaka düğün salonunda, sazlı ve eğlenceli olmasını şart koşmuş.
Bunun üzerine karşı tarafa, “Bakın siz de, biz de, elhamdulillah namaz kılan insanlarız. Ben masraftan kaçmıyorum, bu balo düğünü için yapacağınız masrafın iki katını size vereyim, gelin bu islâma aykırı olan bu işi yapmayalım!”, diye teklifte bulunmuş. Bu samimi teklife rağmen kız tarafı salon düğünü yapılması için diretmişler.
Görüşmeden eve geldiklerinde, başörtülü ve namazını kılan bir müslüman olan evin hanımı da, “Benim bir tek oğlum var, ben de salon düğünü olmasını istiyorum!” diye diretmiş. Oğluna sorduğunda oğlu da, eğlenceli salon düğünü yapılmasını istediğini bildirmiş. Kız tarafı, kendi hanımı ve oğlu hepsi bir tarafta, kendisi tek başına kalmış. Hatta kendi kardeşi, komşuları da aynı taleple ısrarla, üzerine gelmişler.
Bunun üzerine kalbinden bu işe razı olmadan, en sonunda isteksiz bir şekilde, kadın erkek karışık, eğlenceli düğün meselesine razı olmuş. Düğün tarihi belli olunca da davetiyeler basılmış. Davetiyelerin basıldığı günün gecesinde, kendisi bir rüya görmüş.
Rüyada; bir düğün salonunda, şarkılar , oyunlar , müzik ve eğlence devam ederken birden o eğlence mekanının etrafını ateş çemberinin sardığını, ateş çemberinin giderek daralıp eğlence içinde olanları tamamen içine aldığını, biraz önce eğlence ve neşe içinde olan insanların acı ve dehşet içinde feryat edip yardım çığlıkları attıklarını, görmüş ve dehşet içinde uykudan uyanmış.
Rüyadan uyanır uyanmaz da hanımını kaldırıp gördüğü rüyayı anlatmış ve bu düğünden kesinlikle vazgeçtiğini bildirmiş.
Hanımı da bunun sadece bir rüya olduğunu söyleyip önemli olmadığını söylemesine rağmen düğünü iptal kararından vazgeçmemiş. Hemen işe koyulup, davetiye verdiği yerleri tek tek, gerek bizzat söyleyerek, gerekse telefon ederek, bu düğünün iptal edildiğini bildirmiş.
Bu iptalden sonra ise, hanımı ve oğlu ile araları tamamen bozulmuş. İptal ettiği günün akşamı dışardan eve geldiğinde bir bakıyor ki hanımı odasının kapısını kilitlemiş odaya almıyor, oğlan ise bir başka odada duruyor, hava da sonbahar olması dolayısıyle serinmiş, ona da bu durumda salonda kalmak düşmüş.
Yaşadığı bu hadiseler ve aile dramı sebebiyle, büyük bir hüzün içinde, dışarıdan geldiği pardesüsüyle bir kanepeye uzanıvermiş. Tek başına kaldığı bu hadisede, Allah’ın rızasını terketmeyeceğini ifade ederek, Allah’tan kendisine sabır ve metanet vermesi için ağlayarak dua etmiş ve o şekilde uykuya dalmış. O gece bir rüya görmüş, Gördüğü rüyada; Kendi evlerinin birden nurlandığını görür ve o esnada, Resulullah (s.a.v.) efendimizin kendisini ziyarete geleceğinin bildirilir. Kendisini, Resulullah efendimizin ziyaret etmesine layık görmeyerek utanıp heyecanla kapıya yönelir.
Kapıda üç zat durmakta olduğunu, ortada yüzü son derece nurlu bir şekilde Peygamberimiz ve iki tarafında da Hazreti Ebubekir (r.a.) ve Hazreti Ömer (r.a.) efendilerimiz bulunduğunu görür. Büyük bir hicap ve edeple kendilerini içeri davet eder. Peygamber efendimiz ona tebessüm ederek, neden üzgün olduğunu sual eder.
Bunun üzerine içinde düştüğü hadiseleri, bir bir Resulullah efendimize anlatır. Resulullah Efendimiz de, ona adıyla hitab ederek; “Allah (c.c.) senden razı, ben senden razıyım.” diyor. Arkasından, Hazreti Ebubekir efendimiz; “Ben de senden razıyım!” diyor. Arkasından, Hazreti Ömer efendimiz de aynı şekilde, “Ben de senden razıyım!” diyor. Daha sonra Peygamber Efendimiz; “Bu sana yetmez mi?” diye buyuruyor.
Bunun üzerine “Yeter Yâ Resulullah!…” diye bağırarak uykusundan uyanıyor. Bu rüyadan aldığı büyük bir manevi feyz ve lezzet ile gözyaşlarına boğulup ağlamaya başlıyor. Daha sonra abdest alıp iki rekat şükür namazı kılmaya başlıyor. Büyük bir manevi haz ve lezzet ile bu namazını eda ederken namazın sonuna doğru hanımının yanına geldiğini farkediyor.
Namaz bitince bakıyor ki hanımı da ağlıyor. Hanımı ona, tekrar tekrar hakkını helal etmesini söylüyor. Hanımına ne olduğunu sorunca bir rüya gördüğünü, rüyasında kendisini cehennemde büyük bir azap içinde yanarken gördüğünü, orada yanarken başını kaldırıp baktığında ise onun ise cennette olduğunu, onu görünce kendisine “Ne olur yardım et!..” diye, yardım için feryat ettiğini, fakat beyinin kendisine hiç iltifat edip bakmadığını görmüş.
Hanımı bu rüyayı anlattıktan sonra, yanlış yolda olduğunu anladığını, artık bundan sonra tamamen kendisiyle beraber olduğunu, oğullarının da inşallah kendileriyle beraber olacağını söylüyor.

“Bir kimse halk kızdığı halde Allah’ın rızasını isterse, Allah, halktan gelen şer ve fitneye karşı onu korur ve ona yeter. Kim de, Allahı gazablandırarak insanların rızasını isterse, onu halka bırakır ve bir şeyine karışmaz.”
HADİS-İ ŞERİF
(Kayn.:Ahmet Tomor Hocaefendi’nin bir sohbet kaydından alınmıştır.)