KORUK EFE

  İBRETLİK OLAYLAR, MENKIBELER/HATIRALAR

 

 

KORUK EFE

    Ömer Özcan, Isparta’nın Çobanisa Köyü’nde yaşamış olan ve “Koruk Efe” namıyla bilinen zatın kendisinden naklen anlatıyor:

    Çobanisa Köyü’nden olan Koruk Efe namındaki zat, eşkıya biri idi. Ona “Koruk” lakabının verilmesinin sebebi, çabuk hiddetlenip yüzünün ekşimesi idi. Daha önce eşkıyalık yaparak eline geçirdiği bir atı, parasını sonra almak üzere, Barla Köyü’nde birine satmıştı.

    Koruk Efe bu atın parasını almak üzere, bir gün Barla’ya gelmiş. Fakat atı sattığı adamın evine vardığında, adamın tarlaya gittiğini öğrenmiş. Adam evde olmayınca, çaresiz, Barla’daki köylülerle konuşmaya başlamış.

    Bu konuşmalar sırasında, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’ni, dağda yaptığı gezintiden dönerken görmüş. Koruk Efe, siyah cübbe ve sarıklı bu nuranî zatı görünce merak ederek, köylülere onun kim olduğunu sormuş.

    Köylüler de, şark tarafından gelen kıymetli bir alim olduğunu anlatmışlar. Koruk Efe, adı üstünde efe, yani eşkıya olduğu için, içinden, “Bu adam şarklı olduğuna göre, belki yanında antika silah veya kasatura gibi şeyler vardır”, diye düşünmüş.

    O anda, bu düşünceler ile antika bir şey varsa almak için, Üstad Hazretleri’nde, evine gitmiş ve kapısını çalmış. Üstad Hazretleri kapıyı açınca ona; “Hocam sizin şarklı olduğunuzu duydum, ben antika meraklısıyım, tabanca kasatura gibi bir şeyin varsa alıvereyim!”, diye arzusunu söylemiş.

    Üstad Hazretleri ise, Koruk Efe’ye; “Sana Yâ Bâkî, Ente’l-Bâkî (*) vereyim” diye cevap vermiş. Koruk Efe, cehaletiyle, bu sözden bir şey anlamayıp sükût edince, Üstad Hazretleri; “Seni, beni ve bütün âlemleri yaratan Hâlık’ımın dostluğunu vereyim!” diye açıklama yapmış.

    Koruk Efe, hiç beklemediği bu manevi hitap ve teklif karşısında, büyük bir heyecana girip bayılıvermiş. Kendine geldiğinde, Üstad Hazretleri ona, tavana asılı olan üzüm salkımlarından bir çitim koparmış ve tek tek o çitimdeki üzümleri, kendi elleriyle Koruk Efe’ye yedirmiş.

    Üzümleri yedirdikten sonra da, “Haydi, ben sana müsaade ediyorum, o atın parasını alma. ‘Yâ Bâkî, Ente’l-Bâki’ okuyarak evine git!”, diye buyurmuş.

    Üstad Hazretleri’ne, köye, atın parasını almaya geldiğini anlatmadığı halde, “Atın parasını alma!”, demesi ve “Yâ Bâkî, Ente’l-Bâki” gibi çok kıymetli bir zikri tavsiye etmesi, Koruk Efe’nin dünyasında bir anda müthiş bir inkılaba sebep olmuş. Onun namındaki “koruk”, yani olgunlaşmamış yeşil üzüm, sıfatını, Üstad Hazretleri, kendi elleriyle yedirdiği olgun üzüm taneleri ile bir anda değiştirivermiş.

    Öyle ki, Üstad’ın evinden çıkıp Barla Köyü’nü terk ettikten sonra, “Ben ne yaptım bugüne kadar, bu ömrü niye boşa geçirdim, bunca günahlar işledim…” şeklinde, nedametini ifade edip, hüngür hüngür ağlamaya başlamış.

    O gün, hem ağlamış hem de, “Yâ Bâkî, Ente’l-Bâki” diye diye gitmiş. At parası almak için çıktığı köyüne, bir nur talebesi olarak dönmüş. Kendi köylüleri ondaki bir anda olan bu değişikliği görünce, hayretler içinde kalmışlar.

    Hatta, Zaman, Cumhuriyetin ilk yıllarında, dindar insanlara ağır zulümlerin yapıldığı, şapka kanunu ile millete zorla şapka giydirildiği yıllar olduğundan, Koruk Efe, nur talebesi olduktan sonra, bir gün başında takke ile yakalanmış.

    Koruk Efe, savcıya ifade verirken, “Ben eşkıyalık, hırsızlık yaptım tuttunuz; sarhoş gezdim, karı-kız peşinde ahlaksızlık yaptım, tuttunuz buraya getirdiniz. Tamam bu yollar yanlış imiş, anladık. Bari Müslümanlığı yaşayayım dedim, tuttunuz yine buraya getirdiniz. Yahu savcı bey! Bana bir yol gösterin de, oraya gideyim!”, demiş.

    Savcı da, bu haklı ifade karşısında, “Bu adamı niye getirdiniz?”, demiş ve onu serbest bırakmış.

NOT: “Yâ Bâkî, Ente’l-Bâkî” zikri, Nakşibendi Tarikatı’nda mutad olarak yapılan zikirlerden biridir.

 

 

 

(Kayn.:Ağabeyler Anlatıyor-2)

 

 

 

 

YORUM YAP