ELMACI DEDE
Adem Topal Efendi anlatıyor:
Gölcüklü Ali Baba diye bilinen hal sahibi bir sofi vardı. Bu sofinin çocukluğu Trabzon Maçka’da geçmiş. Annesi küçük yaşta vefat edince, babası tekrar başka kadınla evlenmiş ve üvey anne ile yaşamak zorunda kalmış.
Üvey annesi iyi davranmayınca, bir gün kız kardeşi ile karar verip evden kaçmışlar. Akıllarınca kaçıp İstanbul’a gideceklerdir. Fakat kaçarken bir ormanın içine girip yollarını kaybetmişler.
Ormanın içinde hava kararmaya yüz tutunca, korkup ağlamaya başlamışlar. İki kardeş ağlarlarken, karşıdan bir yaşlı dede görünmüş. Yaşlı dede yanlarına gelip, elindeki bir elmayı ikiye bölmüş, yarısını birine yarısını da birine verdikten sonra, çocukların ellerinden tutup yürümeye başlamış. Sadece birkaç adım attıktan sonra, yaşlı dede; “Ha burası sizin eviniz!” deyip çocukları oraya bırakmış. Küçük Ali ve kardeşi bu sebeple o dedeye “Elmacı Dede” diye isim takmışlar.
Hatta, Elmacı Dede’nin yarım elmasının sır ve bereketiyle Küçük Ali’nin kalp gözü açılıvermiş. Öyle ki, mesela köylüler bir hayvanını kaybettiklerinde Küçük Ali’ye gelip yerini soruyor, o da, bir yumurta karşılığında hayvanın yerini onlara keşfen söylüyormuş. Büyüyüp düğünlerde kadın ve erkekle karışık horon oynayıncaya kadar da, bu kalp gözü açıklığı devam etmiş. Düğünlerde, şeriata aykırı oyunlara katılmaya başladıktan sonra, artık bu hal ondan geri alınmış.

Gavs-ı Kasrevî Seyyid Abdulhakim Hüseynî Hz. (1902-1972)
Aradan uzun yıllar geçtikten sonra, Ali Baba, Kocaeli’nin Gölcük İlçesi’nde Adliye’de mübaşir olarak çalışmaya başlamış.
Ali Baba bir gün iki katlı evinin bir katını kiraya vermek istemiş. Evini dindar birisinin tutmasını istediğinden, eğer kira için sormaya gelenlere, evi gezerken kıbleyi sorarsa, kira fiyatını 50 Lira, eğer kıbleyi sormazsa, 75 Lira diyeceğim diye kendi içinden karar almış.
Daha sonra, evin kiralık olduğunu öğrenen, Memleketi Afyon olan Süleyman adında bir adam, eve şöyle bir baktıktan sonra; “Kıbleyi söyle, 50 Liradan fazla vermem!” demiş.
Adamın, hem kıbleyi sorması hem de, 50 Lirayı bilmesi Ali Baba’yı çok şaşırtmış ve bu iki meseleyi nasıl bildiğini sormuş. Süleyman adındaki adam da, kendisinde bir keramet olmadığını, kendisinin Gavs-ı Kasrevî Seyyid Abdülhakim Hüseynî Efendi’nin talebesi olduğunu, bu meselenin onun tasarruf ve himmetiyle gerçekleşmiş olabileceğini söyledi.
Ali Baba, Gavs Hazretleri’ni merak edince, bir gün beraberce Siirt’in Baykan ilçesindeki köyüne ziyarete gitmişler. Ali Baba, Gavs Hazretleri’ni görür görmez şaşırıp kalmış.
Çünkü, tâ çocukken ormanda kaybolduklarında, onlara yarımşar elma veren ve ellerinden tutup kerametiyle bir anda evlerinin yanına getiren, kendi aralarında “Elmacı Dede” diye isim taktıkları zatın, Seyyid Abdülhakim Hüseynî Hazretleri olduğunu anlamış.
Ali Baba, Seyyid Abdülhakim Hüseynî Hazretleri’ne, yıllar önce olan hadisede, kendisini bugünkü yaşlı haliyle gördüğünü söyleyince, Abdülhakim Hüseynî Efendi; “O zaman bu halimle görmeseydin, şimdi nasıl tanıyacaktın?”, diye buyurmuş.

(Kayn.:youtube.com/watch?v=VlPjLiuvkfQ)