SEYYİD ABDÜLKADİR GEYLANÎ HAZRETLERİNİN SÖZLERİ

  BÜYÜKLERDEN SÖZLER

 

Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerine iyi müridlerin hâli mâlum, ya kötülerinki ne olacak?” diye sorduklarında;
 “İyi olanlar kendilerini bize adamışlardır. Kötülere gelince biz de kendimizi onları kurtarmak için adadık.” buyurdular.
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Kerâmetler ancak bir hayır, hikmet için gösterilir. Kerâmetini gizlemeyen dünyâya düşkündür. Bana talebe olan yâhut evlâdımdan ve halîfelerime bağlı olup, kerâmet derecesine ulaşıp, maksatsız kerâmet izhar edenin yüzü iki dünyâda kara olur.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Şükrün esası, nîmetin sâhibini bilmek, bunu kalb ile îtirâf etmek ve dille söylemektir.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Kalb dünyâ arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkânı yok, âhireti sevmiş olamaz.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Mümin, bir tüccara benzer. Farzlar onun sermâyesi, nâfileler de kazancıdır. Sermâye kurtarılmadıkça, kazancı olamaz.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Kötü arkadaşları terket. Onlara sevgi duyma, sâlihleri sev. Yakının bile olsa, kötü arkadaştan uzak dur. Uzak bile olsa, iyi arkadaşlarla berâber ol. Kimi seversen, seninle onun arasında bir yakınlık hâsıl olur. Bu bakımdan, sevgi beslediğin kimsenin kim olduğuna iyi bak. Ey oğul! Kötü kimselerle düşüp kalkman, seni, iyi kimseler hakkında kötü zanna düşürür.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Allahü teâlâdan dünyâ ve âhiretin hayırlarını iste. Sakın; “Ben istiyorum. Fakat Allahü teâlâ vermiyor, ben de bundan sonra istemeyeceğim.” deme. Duâya devâm et. Eğer istediğin şey ezelde senin için takdir edilmiş ise, Allahü teâlâdan istedikten sonra, Allahü teâlâ onu sana gönderir. Eğer istediğin o rızık ezelde senin için takdir edilmemiş ise, Allahü teâlâ seni o şeye muhtaç kılmaz ve kendinden gelenlere rızâ gösterme nîmetini ihsân eder. Eğer Allahü teâla senin için fakirlik ve hastalık dilemiş ise, sen de Allahü teâlâya fakirlikten ve hastalıktan kurtulman için yalvarırsın. O zaman Allahü teâlâ sana râzı ve memnûn olacağın bir hâl verir. Eğer, ezelde borçlu olmak takdir edilmişse ve sen de borçtan kurtulmak için duâ edersen, Allahü teâlâ alacaklıyı sana kötü muâmele etme hâlinden vaz geçirir. Hatta borcundan azaltma veya hepsini bağışlama hâline çevirir. Eğer dünyâda borçlu halden kurtarmazsa buna karşılık sana bol sevap verir.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Acele etme! Acele eden, ya hatâ yapar veya hatâlı duruma yakın olur. Ağır ve temkinli hareket eden, o işte ya isâbet kaydeder veya isâbet etmeye yaklaşır. Acele şeytandandır. Ağır ve temkinli hareket etmek. Allahü teâlâdandır. Umûmiyetle aceleye sebep, dünyâlık toplama hırsıdır. Kanâat sâhibi ol. Kanâat bitmeyen bir hazînedir.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Kulun Allahü teâlâyı sevmesinde samîmi olup olmadığı, başına belâ ve musîbet geldiği zaman ortaya çıkar. Bela ve musîbet geldiğinde sabır ve sükûn hâlini muhâfaza edebiliyorsa, o gerçekten Allahü teâlâyı seviyor demektir. Musîbet ve fakirlik zamânında sebat gösterebilmek bu sevgiye delil ve alâmet yapıldı. Birisi Peygamber efendimize;”Ben seni seviyorum.” deyince; “Fakirlik için bir elbise hazırla.” buyurdu. Bir başkası gelip Peygamber efendimize; “Ben Allahü teâlâyı seviyorum.” deyince; “Belâ için elbise hazırla.” buyurdu.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Tasavvuf hâldir, söz değildir, söz ile de ele geçmez.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“Paran kasanda-kesende ne kadar çok olursa olsun, bir zararı yok. Yeter ki kalbinde olmasın!”
(Kayn.:Semerkand/32.sayı)

 

“Nefsine dizgin vur ve bin! Aksi halde, o sana yüklenir.”
(Kayn.:Semerkand/19.sayı)

 

“Birisine rastladığın zaman, onu kendinden üstün görerek; belki o, Allahü teâlânın katında benden üstündür, derecesi daha yüksektir demelidir. Eğer küçük ise; bunun günâhı yoktur. Ben ise, Allahü teâlâya isyanda bulundum. Şüphesiz, Allahü teâlâ katında o benden daha hayırlıdır demelidir. Eğer büyük ise; o, Allahü teâlâya benden çok ibâdet etti demelidir. Eğer âlim ise; ona, bana verilmeyen ve benim kavuşamadığım şeyler verildi. O, ilmi ile amel ediyor, benim bilmediğim şeyleri biliyor demelidir. Eğer cahil ise; o, bilmediği için günah işledi. Ben ise bildiğim hâlde günah işledim. Hem ben, hangimizin hüsn-i hatime (îmânla), hangimizin sû-i hatime (imansız) gideceğini bilmiyorum demelidir. Eğer kâfir ise; o, belki müslüman olur da iyi amel işliyebilir, ben ise onun eski hâline düşebilirim, demelidir.”
(Kayn.:İslam Alimleri Ans.)

 

“Allahü teâlâ, bir kulunu severse, ona fazla mal ve evlâd vermez. Böylece, Allaha olan muhabbetini engelleyecek bir ortak olmamış olur. Çünkü Allahü teâlâ Gayyur’dur. İbâdette olduğu gibi, sevgide de ortaklığı kabûl etmez.”
(Kayn.:İslam Alimleri Ans.)

 

“Eğer Allah Teala dileseydi, peygamberler göndermeden de insanları hidayete erdirirdi. Öyleyse akıllı olun! Bir rehber olmadan Hakk’a ulaşamazsınız. Gaflet uykusundan uyanın!..”
(Kayn.:Adab-ı Ş.S.Abdülhakim el-Hüseynî)

 

“Sıkıntıda olan bir kimse beni vesîle edip Allahü teâlâya yalvarsa derhâl sıkıntısı gider. Şiddet ânında her kim benim ismimi ansa derhâl rahata kavuşur. Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin yüzü suyu hürmetine diyerek, her kim Allahü teâlâdan dilekte bulunursa, derhâl işi görülür.”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)

 

“İnsan kendini Kelime-i tevhide, yani “La ilahe illallah” demeye alıştırmazsa, ölüm döşeğinde iken onu hatırlaması ve söylemesi güç olur.”
(Kayn.:Rehber Ans.)

 

 

 

 

YORUM YAP