ŞEYH MAŞUK’UN BEDİUZZAMAN’I ZİYARETİ

  MENKIBELER/HATIRALAR

 

ŞEYH MAŞUK’UN BEDİUZZAMAN’I ZİYARETİ

   Said Nursî Hz. (1877-1960)

   Molla Fatih Hatipoğlu, babası Haydar Hatipoğlu’ndan naklen anlatıyor;

   Yıl takriben 1955 yılıdır. Şeyh Maşuk Norşinî Hazretleri, Isparta’da bulunan Bediuzzaman Saîd Nursî Hazretleri’nin hasta olduğunu haber alır ve onu ziyaret etmek için yola çıkar. İzmir’de tevafuken Molla Haydar Hatipoğlu ile karşılaşır ve ona Bediüzzaman’ı ziyaret etmek için Isparta’ya gideceğini, isterse beraber gelebileceğini söyler.

    Haydar Hatipoğlu Efendi de kabul edince beraber Isparta’ya giderler. Isparta’da Üstad (k.s.)’ın evine varıp kapıyı çalınca, genç bir talebe çıkar ve Üstad’ın hasta olduğundan dolayı ziyaretçi kabul edemediğini, kim beni görmek istiyorsa risalelerimi okusun diye söylediğini aktarır.

    Şeyh Maşuk ve Haydar Hatipoğlu Efendi, bunun üzerine hiç ısrar etmeden “Peki!” deyip geri dönerek yürümeye başlarlar. Biraz sonra, Üstad Hazretleri talebeyi çağırıp, ‘Benim bugün iki misafirim gelecekti, kimse gelmedi mi?’ diye sorar. Talebe de, biraz önce iki kişi geldiğini, fakat ziyarete kabul etmeyince geri döndüklerini haber verir. Üstad Hazretleri bunun üzerine, hemen gidip o iki misafiri çağırıp getirmesini emreder.

    Şeyh Maşuk ve Haydar Efendi biraz yürüdükten sonra, kapıyı açan genç talebe koşarak yanlarına gelir ve onlara nereden geldiklerini sual eder.

    Onlar da, Nurşin’den geldiklerini söyleyince, Üstad’ın, sabahleyin kahvaltı sırasında, kendisinin hasta olduğunu, ziyaretçi kabul edemeyeceğini, fakat Nurşin’den gelenlerin müstesna olduğunu söylediğini aktarır. Daha sonra beraberce dönüp tekrar Üstad Hazretleri’nin evine çıkarlar.

    Üstad Hazretleri’nin odasına girdiklerinde, arkasında birkaç yastık konmuş halde oturduğunu, duvarda Nakşibendî Sâdâtı Silsilesinin isimlerinin yazılı olduğunu, bu isimlerin en sonunda Hazret Şeyh Muhammed Diyauddîn’in isminin yazılı olduğunu, onun isminin yanından da, Üstad’ın başının hizasına doğru bir ok işareti çekilmiş olduğunu görürler.

 Şeyh M.Maşuk Norşinî (1906-1975)

    Üstad Hazretleri Şeyh Maşuk Efendi’ye karşı büyük bir ihtimam ve yakınlık gösterir ve talebesine Vasiyetnamesini getirmesini söyler. Kendisinin Şeyh Muhammed Diyauddîn’in yaptığı gibi, Risale-i Nur hizmetleri sırasında kimseden bir maddi bir yardım kabul etmediğini söyleyip, talebesinin getirdiği Vasiyetnamesini bizzat kendisi baştan sona okur.

    Vasiyetnamesinin sonunda şu ifade vardır;

    -Benim Cenab-ı Allah’tan muradım şudur ki; Ben öldüğüm zaman yerim bilinmesin. Mezarım belli olmasın. Çünkü cahillerin gelip benim mezarımın başında, cahilce hareketlerde bulunarak, bana eziyet edeceklerinden korkuyorum.

    Molla Haydar Hatipoğlu

    Vasiyetnamesini okuduktan sonra da, Şeyh Maşuk Efendinin yüzüne bakıp;

    -Maşuk Efendi! Ben ve bütün Risalelerim, senin deden Şeyh Abdurrahman-ı Tahî’nin bu memlekete ufak  bir hediyesiyiz. Ufacık bir kerametiyiz O’nun…, diye buyurarak, Abdurrahman-ı Tahî Hazretleri’nden sitayiş ile bahseder.

    Üstad Hazretleri’nin 1960 yılında Urfa’da vefatından sonra, Urfa’daki Balıklı Göl’ün kenarındaki bir mezara defnedilir. Bu durumda Bediuzzaman Hazretleri’nin mezar yeri herkesin bildiği açık bir yerdir.

    Haydar Hatipoğlu, Üstad Hazretleri’nin vasiyetnamesinin sonundaki; “Ben öldüğüm zaman yerim bilinmesin. Mezarım belli olmasın!” şeklindeki sözlerini hatırlar ve bu durumla bir çelişki oluşturduğunu düşünüp Şeyh Maşuk Hazretleri’ne sorar.

    Şeyh Maşuk Hazretleri de, Allah dostlarının asla boş bir söz söylemeyeceğini, biraz tahammül edip sabretmesini söyler. Nitekim az bir zaman sonra da, onun cenazesi Urfa’dan alınıp Isparta’da meçhul bir yere tekrar defnedilir. Dediği gibi de, mezarının yeri hala meçhul olduğundan ziyaret edilememektedir.

 

 

 

(Kaynak:1-youtube.com/xnD1FHx2nSc, 2-youtube.com/2UewlY9nNEQ)

 

 

 

YORUM YAP