SANAMERLİ HACI MEVLÜT BABA’DAN HATIRALAR

  MENKIBELER/HATIRALAR

 

  Sanamerli Hacı Mevlüt Baba (1887-1994)

ZALİM NAHİYE MÜDÜRÜ

    Yıl, Tekke ve zaviyelerin kapatıldığı 1925 yıllarıdır. Günümüzde, Erzurum’un Horasan ilçesinin bir köyü olan Sanamer Köyü de, Zanzak (Akçataş) Nahiyesine bağlıdır.

    Nahiye Müdürü olan adam, üstlerinin emriyle Mevlüt Baba’nın hanesine ve dergahına baskın yapar. Baskın sırasında, dergahta ve evde bulduğu senelerce saklanan Kıymetli kitap ve evrakları yaktırır. Üstüne üstlük, Seyyid Hacı Ahmet Baba’nın türbesinin kapısını da duvar ördürerek kapattırır. Mevlüt Baba’ya da çok sert davranır.

    Kendisini bu zulümlerinden dolayı ikaz etmek isteyen, Mevlüt Baba’yı, askerlerine emir vererek dövdürür. Mevlüt Baba da, bu hadiselerden çok müteessir olup, Nahiye Müdürü’ne “İki gözün kör olsun!” diye beddua eder.

    Nitekim, o edepsiz ve zalim Nahiye Müdürü’nün gözleri ertesi gün kör olur. Mevlüt Baba’yı tutuklayıp hapse atarlar. İki ay hapiste kaldıktan sonra, İbrâhîm Hakkı Hazretleri’nin torunu Hacı Halim Efendi ve Alvarlı Muhammed Lütfü Efe Hazretleri’nin delâletleriyle, hapisten çıkarılır.

    Gözleri kör olan o Müdür daha sonra, evli olan ve ruhî bir hastalığı bulunan kız kardeşi ile birlikte şifa bulmak niyetiyle, Seyyid Ahmet Baba’nın türbenin kapısını açtırarak ziyaret etmişler, fakat kız kardeşi şifa bulduğu halde kendi gözleri açılmamıştır.

(Kayn.:errufai.com)

 

YOLDA KALAN ÖKÜZ ARABASI

    Kemal Maraş isimli köy komşusu Sanamerli Seyyid Hacı Mevlüt Baba ile olan hatırasını şöyle anlatıyor:

    “Harman zamanı sap taşırken, arabayı aşırı doldurduğumuzdan dolayı öküzlerimiz köye yukarı çekemedi. Zemin yumuşak olduğundan tekerler de batmıştı. Baba oğul beraber sırt sırta vererek arabayı itmeye çalıştık. Ne yaptıysak nafile. Köyden gelen birçok kişiyle çıkarmaya çalıştıysak da başaramadık.

    Mevlüt Baba, perişan halimizi gördü. Elindeki işi bırakarak yanımıza geldi. Onun gelişiyle daralan gönlümüz ferahladı. Bana “öküzleri aç” dedi. Onu tanıdığım için hemen açtım. Arabanın koşum ağacını koltuğunun altına alarak “Yâ Hazreti Allâh!” diyerek asıldı. Araba gacır gucur seslerle battığı yerden çıkmaya başladı. Onca hayvan ve insan gücüyle çıkmayan bu arabayı çeken güç, beşerî bir güç olamazdı. Bu, apaçık bir evliya gücüydü”.

(Kayn.:errufai.com)

 

RÜYADAKİ MAREŞAL

    İkinci Dünya Savaşı başlamasına az bir zaman kala, Türkiye çapında savaşabilecek olanlar ihtiyat için askere alınıyordu. Sanamerli Seyyid Hacı Mevlüt Baba da, askere alınıp Trakya’ya gönderilmişti.

    Mevlüd Baba, orada henüz otuz iki günlük asker iken şöyle bir rüya görür:

    Trakya’daki Sancaktepe mevkiinde bir tepe üzerinde, Mareşal rütbeli bir komutan askerleri terhis emri verir. Komutanın yanına doğru gidince bir bakar ki o Mareşal, Seyyid Hacı Ahmed Baba Hazretleri’dir. Hacı Ahmed Baba, ona; “Oğlum kırk güne terhis olacaksınız!” diye haber verir.

    Rüyanın sabahında Mevlüt Baba, arkadaşlarına terhis olacaklarına dair rüyasını anlatır. Bu haber kulaktan kulağa aktarılırken, mahiyeti değişerek; “Terhisimiz gelmiş ancak verilmiyor” şeklini alır.

    Bu haber Alay Komutanının kulağına kadar gidince kızar ve bu asılsız haberi yayan askerin derhal bulunması emrini verir. Çünkü terhis ile ilgili yukarı makamlardan bir emir veya haber gelmemiştir.

    Askerler toplanır ve bu haberi yayan kimse öne çıkması emri verilir. Mevlüt Baba öne çıkarak kendisinin yaydığını söyler.

   Alay komutanı onu cezalandırmaya hazırlandığı sırada, Tabur Komutanı araya girerek, onun kırk günde terhis olacağız sözünün gerçek olup olmayacağını beklemeyi teklif eder. Eğer onun sözü gerçekleşmezse, kendisinin de ayrıca iki kat ceza vereceğini söyler.

    Alay komutanı kabul edince beklemeye geçerler. Mevlüt Baba’nın dediği gibi yukarıdan emir gelir ve 40.gün askerlerin terhisleri gerçekleşir. Mevlüt Baba’nın, terhis meselesini bir sadık rüya ile haber aldığını öğrenen Alay Komutanı, bunun üzerine onu kendi makam jipiyle alır ve istasyona kadar getirip trene bindirerek memleketine uğurlar.

(Kayn.:errufai.com)

 

YEŞİL PASAPORT

    Seyyid Hacı Mevlüd Baba, 1952 Yılında Hacca gitmeye karar verir. Ancak o yıl Diyanet İşleri Başkanlığı’nca , sadece ilk kez hacca gidecek olanlara vize verileceğine dair bir emir yayınlanır. Mevlüt Baba daha önce hacca gitmiş olduğu için bu sebeple vize yolu kapalı görünmektedir.

    Fakat Hacı Mevlüd Baba, ümidini kesmez ve vize almak için Ankara’nın yolunu tutar. O zaman Ulus’ta bulunan Emniyet Müdürlüğü’ne giderek müracaatını yapar. Ertesi gün işlemlerin devamı için tekrar gittiğinde, kendisine pasaport alamayacağını kesin bir dille söylerler.

    Mevlüt Baba orada memurlara bir şey söylemeden çıkar ve kendi diliyle “Gönül sultanı, Ankara’nın manevi valisi” diye vasfettiği Hacı Bayram Velî Hazretleri’nin kabrine gider. Orada Kur’an okuyup onun ruhuna hediye ederek şöyle seslenir;

    —Sultanım! Şarktaki insanlar, sıkıntıları için manevî yardıma Seyyid Hacı Ahmed Baba’ya gelirler. Ankara’nın manevi valisi sizsiniz. Benim hac vizesi için himmetlerinizi bekliyorum.

    Bu manevi himmet ve istimdat talebi üzerine, Hacı Bayram Velî Hazretleri ona manen yeşil renkli bir pasaport verir.

    Bu manevi hadise üzerin ertesi gün, Mevlüt Baba tekrar Emniyet Müdürlüğü’ne gider ve pasaportunu sorar. Daha önce ona vize alamayacağını söyleyen memur yine ordadır. O memur;

    -“Size dün söylememiş miydim? Bu sene size pasaport yok!” diye çıkışır.

    Mevlüt Baba da, memurun masasının üzerindeki lacivert renkli pasaportlara bakar ve onların arasında bir tane yeşil renkli bir pasaport olduğunu görür. Onu görünce memura o yeşil pasaportun kendisine ait olduğunu söyler.

    Memur o yeşil pasaportu alıp baktığında gerçekten Mevlüt Baba’nın adına tanzim edilmiş olduğunu hayretle görür ve şöyle der;

    -“Özür dilerim efendim, buyurun. O kutsal beldelerde bana da dua ediniz.”

(Kayn.:errufai.com)

 

ŞEMO’NUN KUŞU

    Seyyid Hacı Mevlüd Baba’nın köyü olan Sanamer Köyü’nün komşu köylerinden Dönertaş isimli köyde Şamil isimli bir şahsın koyun sürüsü vardı. Fakat civarda yaşayan bir kartal bu Şamil’in sürüsüne dadanmıştı. Sürüde yeni doğan kuzuları tek tek kapıp yuvasına götürüyordu. Bu şekilde on kadar kuzuyu alıp götürmüştü. Bu sebeple köylüler o kartala “Şemo’nun Kuşu” ismini takmışlardı.

    Bu kartal bir gün, Hacı Mevlüt Baba’nın sürüsüne de dadanır ve yeni doğan bir kuzuyu kaptığı gibi havalanır. Onu gören sürünün çobanı kartala;

    -“Ey Şamo’nun Kuşu! Vallahi bu koyunlar Şeyhim Seyyid Hacı Mevlüt Baba’ya ait eğer geri getirmezsen seni ona şikayet ederim!”, diye bağırır.

    Kuzu ile beraber yuvası istikametine doğru uçmakta olan kuş, çobanın bağırmasından sonra yön değiştirerek Sanamer Köyü tarafına doğru uçmaya başlar. Fakat uçarken yorulduğu için, kuzuyu Dönertaş isimli köyün yakınlarında yere inerek bırakmak zorunda kalır. Dönertaş köylülerinden biri o kuzuyu alarak kendi ağılına koyar.

    Çoban o kuşu takip ettiğinden, kuzuyu alan köylünün yanına gelerek o kuzunun Seyyid Hacı Mevlüt Baba’ya ait olduğunu hatırlatır. Köylü kuzuyu vermez ve Mevlüt Baba gelip kuzuyu kendisi teşhis ederse vereceğini söyler.

        Aradan 15-20 gün sonra Hacı Mevlüt Baba bir işi dolayısıyla o köye gidince, o köylü onu evine davet ederek kuzuları serbest bırakır. Elliden fazla kuzu içinden kendi kuzusunu bulmasını ister. Hacı Mevlüt Baba, şöyle bir baktıktan sonra kartalın getirdiği kuzuyu işaret eder.

    Fakat köylü bu sefer de, kuzunun annesi gelsin diye iddia eder. Eğer annesi onu emzirirse ne ala, emzirmezse yine kuzuyu vermem diye tutturur. Bu sefer annesini de getirirler. Fakat annesi kuzu doğduğunda, onu yalayıp koklayamadan, onun kokusunu alamadan kartal götürdüğünden, kuzuyu emzirmeyi reddeder.

    Annesi reddedince, Mevlüt Baba kuzuyu alıp besmele çekerek annesinin altına koyar. O andan itibaren annesi onu reddetmez. Bu kuzuya Mevlüt Baba “Kuşo” ismini verir. Kuşo büyüyünce tam bir bereket simgesi olur. Öyle ki, her yıl doğurduğunda ikiz kuzular doğurur, doğurduğunda da dervişler bu kuzuları alırlardı.

(Kayn.:errufai.com)

 

BATAĞA SAPLANAN KAMYON

    Erzurum’un Horasan ilçesine bağlı Sanamer köyünde Hakkı isimli bir şahsın kamyonu, köyün yukarısında değirmenin önünde batmıştır. Köylüler, batağa saplanan kamyonu kurtarmak için öküzleri koşup ellerine sırıkları alır ve yardıma koşarlar.

     Sanamerli Seyyid Hacı Mevlüd Baba da yardımcı olmak gayesi ile batan kamyonun yanına gider. Koşulan üç çift öküz ile çekilmeye çalışılmasına rağmen, batan kamyonu çıkaramazlar.

    Bu sefer Mevlüd Baba, öküzleri çözüp ayırmalarını söyler. Daha sonra, kamyon sahibine dönerek:

   -İleri çıkmak mı kolayına gelir, yoksa geriye çıkmak mı? diye sorar.

    Kamyon sahibi, “ileri çıkmak” cevabını verince, Mevlüd Baba kamyonun arkasına geçer ve “Yâ Hazreti Allâh!” diyerek itmeye başlar. Üç çift öküzün çekemediği kamyon, onun tek başına itmesiyle battığı yerden çıkarılır.

     Yardıma gelen köylüler hayretler içerisinde kalır ve: “Böyle insan gücü olamaz. Bu güç, ancak evliya gücüdür” derler.

(Kayn.:errufai.com)

 

TALEBELİĞE LAYIK GÖRÜLMEYEN ADAM

    Erzurum’un Horasan ilçesine bağlı Sanamer köyünde irşad faaliyetlerini yürütmüş olan Seyyid Hacı Mevlüd Baba, zaman zaman etraftaki köylere de gider oralarda da sohbetlerde bulunup halkın irşadı için gayret ederdi.

    Bu maksatla yine bir gün Horum isimli köye gider. Köyün halkı onun geldiğini haber alınca onu ziyarete gelirler. Sohbet ve zikirler yapıldıktan sonra, Seyyid Hacı Mevlüd Baba, köy halkından kendi tasavvuf yoluna intisap edecek olanları kabul etmeye başlar.

    Bir ara önüne üstü başı perişan, saçı ve başı dağınık, bir adam oturur ve intisap etmek istediğini bildirir. Meğerse bu adam, köylülerin yardımı ile hayatını sürdüren, kimi kimsesi olmayıp evi dahi olmadığı için köylülerin ahır sekisi dediği, ahırların bir yerinde yatıp kalkan çok gariban bir adammış. Seyyid Hacı Mevlüd Baba, onun bu perişan haline bakıp intisabını kabul etmez.

    Seyyid Hacı Mevlüd Baba, o köyden kendi köyüne döner ve gece dehşetli bir rüya görür. Rüyasında Seyyid Abdulkadir Geylanî Hazretleri çok celalli bir şekilde görünür ve şöyle buyurur;

    – “Sen hangi hakla o biçareye ders vermezsin. O, “ervah-ı ezel”de bizim deftere kayıtlıdır. Hemen yatağından kalk, git o adamı bul. Kendi atına bindir. Evine getir. Banyosunu yaptır, üstünü başını kendi giyindiklerinden yenile, saçını sakalını düzene soktur. Karnını doyur. Cebine harçlığını koy. Yoksa tuttuğum gibi kolundan seni bu dergahtan fırlatır atarım, bir daha kendine gelemezsin!”.

    Rüyadan uyanan Hacı Mevlüd Baba, derhal hazırlanıp atına biner ve Horum köyünün yolunu tutar. Köye varınca, gece yarısı olmuştur. Orada perişan kılıklı o adamı aramaya çıkarlar. Onu bir ahır sekisinde yatarken bulurlar. Hacı Mevlüd Baba, onu kendi atına bindirip yaya yürüyerek Sanamer köyü’ne getirir.

    Köyde, banyo yaptırır, elbiselerini değiştirir, karnını doyurur, sabahına bir berber bulup saçını ve sakalını tıraş ettirir. Kendi tarikat yoluna kabul edip ona günlük vird talimatını verir. Üç gün misafir ettikten sonra da, yine kendi atına bindirip Horum köyüne götürür.

    Böylece, Gavs-ı Geylanî’nin rüyadaki manevi ikazıyla, o üstü başı perişan kimsesiz adama, kimseye nasip olmayacak bir intisap nasip olur.

(Kayn.:errufai.com)

 

HADDİNİ AŞAN MOLLA

    Yıl 1930-1940’lı yıllardır. Memleketi Erzurum’un Horasan ilçesinin Sanamer Köyü olan, Seyyid Hacı Mevlüd Baba ve Sarıkamış’ın Keçesor köyünden Kamil Baba beraber halkı irşat faaliyeti için, Şenkaya İlçesi’nin Ehriz köyüne gelirler.

    Köyde bulundukları sıralarda, Kamil Baba, yaşça Mevlüt Baba’dan büyük olmasına rağmen, Mevlüt Baba’ya çok ihtiram gösterip edepli davranır. Fakat köyde bulunan Molla Memet diye bilinen zat, büyük yaştaki bir zatın küçük yaştaki Mevlüt Baba’ya bu hürmet ve saygısını hoş karşılamaz ve hareketleriyle de bu rahatsızlığını belli eder.

    Onun bu rahatsızlığını hisseden Seyyid Hacı Mevlüd Baba, bu Molla Memet’e güreş teklif eder. Bu teklif üzerine ikisi güreşirler. Molla Memet tüm hırsıyla saldırmasına rağmen Mevlüt Baba’yı yenemez.

    Molla Memet, o gece bir rüya görür. Rüyasında Resulullah (s.a.v.) ile Hazreti Ali (k.v.)’nin bir ordu ile beraber bir yere gittiklerini görür. Molla Memet bu orduya kendisi de katılmak ister fakat reddedilir.

    Molla Memet, ertesi gün Mevlüt Baba’nın yanına gider. Hacı Mevlüt Baba ona;

    -Bir daha kimsenin işine karışma!, der.

(Kayn.:errufai.com)

 

KIRMIZI ARABA

    Seyyid Hacı Mevlüd Baba’nın, Sarıkamış Maksucuk köyünden olan Gazi adındaki talebesi bir hatırasını şöyle anlatıyor:

    Gazi Bey bir işi dolayısıyla Seyyid Hacı Mevlüd Baba’nın köyü olan Erzurum’un Horasan ilçesinin Sanamer köyüne gitmişti. Orada işi bittikten sonra, Seyyid Hacı Mevlüd Baba’yı ziyaret eder, ziyaretten sonraki niyeti de oradan kendi köyü olan Maksucuk köyü’ne dönmektir.

    Mevlüd Baba da, o köyde yakınlarda ölen bir cenazenin sahipleri tarafından yapılan davete katılmak üzere o köye gitmesi gerektiğini söyleyip beraberce gitmeleri için emir buyurmuş.

    Nitekim İkindi namazını kılıp beraber yola çıkarlar. Araçların geçtiği şose yola vardıklarında güneş batmaya başlar. Gazi Bey, o saatten sonra bir araba geçmezse ne yaparız diye endişelenir.

    Onun bu halini anlayan Seyyid Hacı Mevlüd Baba, Gazi Bey’e;

    —“Üzülme! Şu anda Zivin’in dönemeçlerinde bir kırmızı taksi bize doğru geliyor. İnşallah on dakika sonra burada olacak. İçinde şoförden başka kimse de yok!”, diye buyurur.

    Hakikaten on dakika sonra, içinde sadece şöförü olan kırmızı bir taksi çıkagelir. Şöför, Seyyid Hacı Mevlüd Baba ve Gazi Bey’i görünce durur. O arabaya binip yola devam ederler.

    Seyyid Hacı Mevlüd Baba, bu hadise üzerine hayretler içinde kalan Gazi Bey’e şöyle buyurur;

    —Oğul Gazi! Seyyid Hacı Ahmed Baba (*) bana manen bir süt içirdi ve dedi ki; ‘Bunu iç, kalbinden perde kalkar. Dağın arkasını aynen yanındaki gibi görürsün!’

   (*)Seyyid Hacı Mevlüd Baba’nın Şeyhi olan Sanamerli Seyyid Hacı Ahmed Baba’dır.

(Kayn.:errufai.com)

 

KILAVUZ KURTLAR

    Seyyid Hacı Mevlüd Baba ve beraberinde bazı talebeleri, bir gün Erzurum’un Şenkaya İlçesinin Nüsünk Köyü’nden kendi köyleri olan Sanamer Köyü’ne dönüyorlardı. Fakat yolları üzerindeki, 2540 m. Rakımlı Çakır Baba Geçidi’nde tipiye yakalanırlar. Tipi şiddetli olduğundan, yoldaki takip edecekleri izler tamamen kaybolur.

    Dervişler bu durumda endişe içinde ne yapacaklarını düşünürlerken, aniden karşılarına üç tane kurt çıkar. Bu sefer kurtların saldırmasından dolayı endişelenmeye başlarlar.

    Hacı Mevlüd Baba dervişlere, “Korkmayın bu kurtları Allah bize yol göstersinler diye gönderdi”, diyerek onları rahatlatır.

    Hakikaten kurtlar tek sıra halinde atların önüne düşer, atlar da onları takip eder. Horum Köyü sırtlarına kadar gelince, kurtlar ayrılırlar. Oradan da, yol açık olduğu için, böylece kaybolmadan salimen Sanamer Köyü’ne ulaşırlar.

(Kayn.:errufai.com)

 

YANAN SOBANIN ÜSTÜNE DÜŞEN ÇOCUK

    Erzurumlu Allah dostlarından Sanamerli Hacı Mevlüt Baba’nın torunu anlatıyor;

    Yıl 1971 yılı ve mevsim de kış aylarıdır. Mevlüt Baba’nın torunu, üç yaşlarında olan küçük kardeşini, odanın sediri üzerinden alıp kucaklamak isterken, dengelerini kaybedip yanan sobanın üzerine düşerler. Üzerine düştükleri soba devriler ve kül ve közler etrafa yayılır.

    Büyük torunun sadece kafası sobayı çarpmıştır. Fakat küçük üç yaşındaki torunun göğsünde ve karnında çok ciddi yanıklar meydana gelir.

    Yanan küçük torunu Hacı Mevlüt Baba’nın kucağına verirler. Mevlüt Baba ona “Benim torunum Rufaîdir, inşallah yanmaz” diyerek Kur’an okumaya başlar. Yanan yerlerini de eliyle mesheder. Eliyle meshettiği yerlerdeki yanık izleri kaybolur ve eski haline döner.

    Hacı Mevlüt Baba, Mehmet Zeki olan o küçük torunu hakkında; “Benim oğlum, Pîri Seyyid Ahmed er-Rufai gibi yanmadı. Bunun da adı Rufai olsun”, diye buyurur ve o günden sonra onun adı “Rufai” olarak değişir.

(Kayn.:errufai.com)

 

SİĞİLLERİN TEDAVİSİ

    Erzurumlu Allah dostlarından Sanamerli Hacı Mevlüt Baba’nın torunu anlatıyor;

    “Ben altı yaşında iken ellerimde, göz kapaklarımda ve yüzümün muhtelif yerlerinde siğiller çıkmıştı. O hâlimle beni okula almazlar diye endişe içindeydim. Dedem Seyyid Hacı Mevlüd Baba, “Ben Kur’ân-ı Kerîm’den, şifa ayetlerinden okurum Allah’ın izni ile bir şeyin kalmaz” diyerek yüreğime su serpmişti.

    Ayın ilk çarşambasında akşam saatlerinde bir parça toprak biriktirdi ve yere çömelmemi, gözlerimi kırpmadan gökyüzündeki aya bakmamı söyledi. Ben de dedemin söylediği gibi toprak arkamda kalacak şekilde çömelerek oturdum. Gözlerimi kırpmadan aya baktım. Dedemle beraber “ihlâs”, “felak”, “nas” ve “fatiha” surelerini okuyup arkamdaki toprağı dedemin öğrettiği şekilde elimle aldım. “Ya Rabbi şifâ sendendir” diyerek ellerime yüzüme, siğil olan yerlere sürdüm. Allah’ın hikmeti ve dedem Seyyid Hacı Mevlüd Baba’nın himmeti ile siğiller kayboldu.”

(Kayn.:errufai.com)

 

PATATES HIRSIZI

    Erzurumlu Allah dostlarından Sanamerli Hacı Mevlüt Baba’nın oğlu İlhami Çınar anlatıyor;

    Bir dönem, Sanamer Köyü’nün alt taraflarındaki tarlaya patates ekmişlerdi. Fakat, sonbaharda hasat zamanında, bu tarladaki patates kuyularında bulunan patateslere bir hırsız dadandığını farkederler.

    Bunun üzerine, İlhami Bey ve kardeşleri sözleşerek bu hırsızı suçüstü yakalamaya karar verirler. Bir gece, beraberce tarlanın yakınına, hırsızın çaldıktan sonra geçeceği yere gidip beklemeye başlarlar. Hırsız o gece de elinde bir torba ile gelir ve tarlaya girer. Hırsız, patatesleri torbaya doldururken, bir başka insan karaltısı daha belirir. Bu sefer hırsızların iki kişi olduğunu zannederler.

    Biraz sonra bir insan karaltısı tarladan çıkıp gelir. Bir bakarlar ki gelen adam babaları Seyyid Hacı Mevlüt Baba’dır. Hırsızı beklerken onu karşılarında görünce çok şaşırırlar.

    Meğerse Hacı Mevlüt Baba, oğullarının hırsızı yakalama planını farketmiş. Eğer onu yakalarlarsa dövüp hırpalamalarından korktuğu için farklı bir yoldan tarlaya gelmiş. Üstüne üstlük bir de, hırsızın doldurduğu patates çuvalını sırtına kaldırıvermiş ve oğullarının onu yakalayamayacağı başka bir yol tarif ederek tarladan gönderip kurtarmış. O gece böylece, hırsızı yakalayamadan eve dönmüşler.

(Kayn.:errufai.com)

 

YÜZ FELCİNİN ŞİFASI

    A.Selami Bastem Sanamerli Seyyid Hacı Mevlüt Baba ile olan bir hatırasını şöyle anlatıyor:

    1979 yılında yüz felci geçirdim, ağzım eğildi. Rahatsızlığım tam iki ay sürdü. Babam Ali Bey, Seyyid Hacı Mevlüt Baba’ya muhabbet duyan ve gönül bağları olan bir şahıstı. Beni Seyyid Hacı Mevlüt Baba’nın yoncalıktaki evine götürdü.

    Seyyid Hacı Mevlüt Baba, eli ile yüzümü mesh ederek Kur’ân-ı Kerîm’den âyetler okudu. Bitirince babam Ali Bey’e dedi ki:

    -“Ali Bey Allâh’ın izni ile delikanlının yüzü bir haftaya kalmaz iyileşir”.

    Hakikaten de bir hafta sürmeden eğilen ağzım düzeldi.

(Kayn.:errufai.com)

 

 

 

 

YORUM YAP