HZ. DIHYE (R.A.)’NİN HEDİYELERİ

  MENKIBELER/HATIRALAR

 

HAZRETİ DIHYE (R.A.) VE HEDİYELERİ

    Hazreti Dıhye (r.a.) eshâb-ı kiramdan olup çok güzel yüzlü idi. Kendisi ticâret uğraşır uzun seferlere gider gelirdi. Cebrâil (a.s.) çok defa Resûlullah Efendimizin (a.s.) huzûruna Dıhye (r.a.) şeklinde gelirdi.

    Bir gün Cebrâil (a.s.), yine Dıhye (r.a.) şeklinde gelmiş ve Fahri âlem (s.a.v.) Efendimizin huzûrunda bulunuyordu. O zaman henüz küçük olan Hazreti Hasan ve Hüseyin (r.anhuma)’dan biri, Dıhye (r.a.) şeklindeki Cebrâil (a.s.)’ı gördü ve onu Dıhye (r.a.) zannetti.

    Onu gördükten sonra, hemen kardeşinin yanına koşarak: “Dıhye (r.a.) dedemizin yanında oturuyor, haydi gidelim” diye çağırdı. Hemen koşup mescide girip Cebrâil (a.s.)’ın dizlerine oturdular. Oturduktan sonra da ellerini Dıhye (r.a.) zannettikleri Cebrâil (a.s.)’in koynuna soktular.

    Resûlullah (s.a.v.) torunları Hasan ve Hüseyin’in bu hareketini görünce hicâb edip, onlara mani olmak istedi. Cebrâil (s.a.v.), Resûlullah’ın mahcûb olduğunu görünce dedi ki:

    -“Ya Resûlallah! Niçin sıkılıyorsunuz? Fâtıma (r.anha) teheccüd namazını kılarken Hak teâlâ beni gönderir, bunların beşiklerini sallardım. Fâtıma (r.anha)  rahatça namazını kılardı. Çocukların bu hareketini bana karşı edepsizlik saymayın. Bazan da, bunların anneleri namazdan sonra uyurken, bunlar ağlardı. Hak teâlâ yine beni gönderir, anneleri uyanmasın diye beşiklerini sallardım, ağlamazlardı. Bunların yanıma gelip, ellerini koynuma sokmalarında bir mahzur yoktur.” dedi.

    Resûlullah (s.a.v.) da;

    -“Ey kardeşim Cebrâil! Şimdi bir şey yapmadılar. Daha ileri giderler endişesiyle mâni oldum. Çünkü, Eshâbımdan Dıhye (r.a.) isminde birisi vardır. Çok kerre sefere çıkar. Her dönüşünde bunlara hediye getirir. Sizi Dıhye (r.a.) zannedip, ellerini koynunuza soktular” buyurdu.

    Cebrâil (a.s.) bunun üzerine o anda:

    -“Yâ Rabbi! Beni Habîbinin (s.a.v.) yanında utandırma!” diye duâ etti. Kendisine;

    -“Oturduğun yerde gözlerini kapa, elini Cennete sok, eline ne gelirse al!” diye hitap geldi. Bu hitap üzerine, Cebrâil (s.a.v.) ellerini Cennete saldı. Cennetten, bir yeşil salkım üzüm ve bir de kırmızı nar eline geldi. Elindeki Cennet hediyelerinden, Hazreti Hasan üzümü, Hazreti Hüseyin de narı alıp yemeye başladılar. Bunları yerlerken bir dilenci geldi.

 

     -“Ey Ehl-i beyt! O üzüm ve nardan bana da verir misiniz?” diyerek o üzüm ve narlardan istedi. Resûlullah’ın (s.a.v.) yüksek yaratılışlı torunları yediklerinden o dilenciye de vermek için davrandıklarında, Cebrâil (s.a.v.);

    -“Yâ Resûlallah! O dilenci şeytandır. Cennet meyvaları ona haram iken hile ile yemek istedi.” diyerek onlara mâni oldu.

 

 

 

 

 

(Kayn.:İslam Alimleri Ans.)

 

 

 

YORUM YAP