“Dört kimse Allâh’ın sâlih kullarındandır:
Tevbe eden kişiyi gördüğü zaman sevinen.
Günahkârların affı için Rabbine yalvaran.
Din kardeşine gıyâbında duâ eden.
Kendinden muhtaç kişiye yardım ve hizmette bulunan.”
HAZRETİ EBUBEKİR (R.A.)–(Kayn.:Altınoluk/252.sayı)
“Allahü teâlâ şükür kapısını açıp, artırma kapısını kapamaz, duâ kapısını açıp duâları kabûl etme kapısını kapamaz, tövbe kapısını açıp mağfiret kapısını kapamaz.”
HAZRETİ ALİ (K.V.)–(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Dua edileceği vakit, istiğfar ile mânevî temizlenmeli; sonra, makbul bir dua olan salâvat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salâvat getirmeli. Çünkü, iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ–(Kayn.:RNK/Mektubat)
“Duâ ederken nûrlar akıp gelir. Duânın kabûl olması yönünden bu bereketleri ayırmak zordur. Ba’zıları demişlerdir ki, eğer iki elde ağırlık hissedilirse, duânın kabûl alâmetidir. Biz de deriz ki, eğer sadrın inşirahı, ya’nî göğüste bir genişleme, kalbde bir açıklık hâsıl olursa, kabûl alâmetidir.”
ABDULLAH-I DEHLEVΖ(Kayn.:İslam Alimleri Ans.)
“Nükabâ üçyüz kişidir. Nücebâ yetmiş kişidir. Büdelâ kırk kişidir. Ahyâr yedi kişidir. Amed dörttür. Gavs birdir. İnsanlara birşey lâzım olsa, önce nükabâ duâ eder. Kabûl olmazsa, nücebâ duâ eder. Yine kabûl olmazsa ebdâl, daha sonra ahyâr, sonra amed duâ ederler. Kabûl olmazsa, gavs duâ eder. Bunun duâsı elbet kabûl olur.”
EBÛ BEKR KETTÂNΖ(Kayn.:İslam Alimleri Ans.)
“Ârifler her işin başlangıcında, avam ise başka şeylerden ümit kestikten sonra Allahü teâlâya müracaat ederler.”
EBÛ MUHAMMED CERÎRΖ(Kayn.:İslam Alimleri Ans.)
“Üç kimsenin duâsı kabûl olmaz! Haram yiyenin, gıybet edenin, hased edenin.”
EBÜ’L-LEYS SEMERKANDΖ(Kayn.:İslam Alimleri Ans.)
“Hz.Resulullah’tan, sahabeden ve tâbiînden rivayet edilen, günlük hayatta okunabilecek pek çok zikir ve dua bulunmaktadır. Ancak bunların hepsini okumak mümkün değildir. Sadece birini vird haline getirerek diğerlerini terketmek de doğru olmayabilir. Bu sebeple kişi hiç değilse vird ve duaları, haftada, ayda, yılda veya ömürde bir kere yapmalıdır. Böylelikle onun bereketinden istifade etmiş olur.”
İMAM NEVEVΖ(Kayn.:Caliyetu’l-Ekdar/Semerkand Y.)
“Allah Teala’dan bir isteği bulunan kişi ihtiyacının giderilmesi için Allah Teala’ya İmam Gazalî (rh.a.) ile tevessül etsin.”
EBÜ’L-HASAN EŞ-ŞAZELΖ(Kayn.:Adab-ı Ş.S.Abdülhakim el-Hüseynî)
“Resulullah (s.a.v.) ile tevessül etmek, hata ve günah yüklerini hafifletir. Çünkü, Allah Teala katında onun şefaatinin bereketi ve yüceliğini geçecek bir günah yoktur. Zira Resulullah’ın (s.a.v.) şefaati tüm günahlardan büyüktür.”
İBNÜ’L-HAC EL-ABDERΖ(Kayn.:Adab-ı Ş.S.Abdülhakim el-Hüseynî)
“İnsan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ–(Kayn.:RNK/Sözler)
“Samimî bir ihlâs, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet, ihlâs ile kim ne isterse Allah verir.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ–(Kayn.:RNK/Lem’alar)
“Müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i imanın su-i âkıbetine ve müthiş günahlara sevk eden adamlara şefkatkârâne taraftar olmak ve merhametkârâne cezadan kurtulmalarına dua etmek, elbette o mazlum ehl-i imana dehşetli bir merhametsizlik ve şenî (alçakça) bir gadirdir.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ-(Kayn.:RNK/Kastamonu Lahikası)
“Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa, o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyetle olsa, o dua, o ibadet hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ–(Kayn.:RNK/İman ve Küfür Muvazeneleri)
“Hazret-i Yunus aleyhisselâma iktidaen (uyarak), umum esbabdan yüzümüzü çevirip, doğrudan doğruya, Müsebbibü’l-Esbab olan Rabbimize iltica edip;
لاَ اِلٰهَ اِلاَّۤ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِي
demeliyiz ve aynelyakin anlamalıyız ki, gaflet ve dalâletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve hevâ-yı nefsin zararlarını def edecek yalnız o Zat olabilir ki, istikbal taht-ı emrinde, dünya taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ-(Kayn.:RNK/İman ve Küfür Muvazeneleri)
“Zâlimlerin tasallutu ve beliyelerin (belalar) nüzulü zamanları, bazı ed’ıye-i mahsusanın (özel duaların) evkatıdır (vakitleridir). Belki de o beliyeler, o duaları söylettirmek içindir. Yoksa o dualar, sırf o beliyelerin def’i için değildir. Belki, bir nev’i ubudiyet olan o dualar, o beliyyelerin devamı müddetince devam ederler. Eğer duaların berekâtıyla beliyeler def’ ve ref’ olunsalar, nurun alâ nur. Şayet ref’ olunmazlarsa, denilemez ki, “Dua kabul olunmadı.” Belki, “Duanın vakti bitmedi” denilir.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ-(Kayn.:RNK/Nur’un İlk Kapısı)
“İnsan, bir nazik, nazenin çocuğa benzer. Zaafında büyük bir kuvvet, aczinde büyük bir kudret vardır. Eğer zaafını anlayıp dua etse, aczını bilip istimdat etse, metalibine öyle muvaffak olur ve makasıdı ona öyle musahhar olur ki, iktidar-ı zâtîsiyle, öşr-ı mi’şarına (onda birine) muvaffak olamaz.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ-(Kayn.:RNK/Nur’un İlk Kapısı)
“Nasıl ki bir yere mektup attığınızda, zarfın üzerine doğru adres yazarsanız gideceği yere güzel gider, dua ederken de, ismiyle zikredilirse daha iyi olur.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ-(Kayn.:Bediüzzaman’ın Rûznamesi)
“Duanın en güzel, en lâtîf, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki: Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli herşeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerîm Zât var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyâcâtını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ der. “
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ-(Kayn.:RNK/Mektubat)
“Esbabın içtimaı (sebeblerin birleşmesi), müsebbebin icadına bir duadır. Yani, esbab (sebepler) bir vaziyet alır ki, o vaziyet bir lisan-ı hal hükmüne geçer; ve müsebbebi, Kadîr-i Zülcelâlden dua eder, isterler.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ-(Kayn.:RNK/Mektubat)
“Dua ve tevekkül meyelân-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-ı şerri keser, tecavüzâtını kırar.”
BEDİÜZZAMAN SAÎD NURSİ-(Kayn.:RNK/Sözler)
“Kimseye beddua etme! Çünkü bedduada haddi aşarsan sen zalim olursun, beddua ettiğin kimse mazlum olur. Eğer [bedduada] âdil ve eşit davranırsan bu ruhsattır.”
ATPAZARLI OSMAN FADLI EFENDİ (KUTUP OSMAN)-(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Duâ, günahları terk etmektir.”
BİŞR-İ HÂFÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
Abdullah İbni Vehb hazretlerinin talebeleri bir gün kendisine; “Korktuğumuzdan emin olmak için ne yapalım?” dediler. O zaman onlara Peygamber efendimizin şu hadîs-i şerîfini okudu: “Biriniz bir yere indiği zaman, (Eûzü bi-kelimâtillahittâmmâti min şerri mâ haleka) desin. Çünkü oradan gidinceye kadar hiç bir şey ona zarar ve kötülük yapmaz.” diye buyurdu.
(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Kur’ân-ı kerîm şifâdır. Fakat şifâ, suyun geldiği boruya tâbidir. Pis borudan şifâ gelmez.”
ABDÜLHAKİM ARVASİ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Sıkıntıda olan bir kimse beni vesîle edip Allahü teâlâya yalvarsa derhâl sıkıntısı gider. Şiddet ânında her kim benim ismimi ansa derhâl rahata kavuşur. Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin yüzü suyu hürmetine diyerek, her kim Allahü teâlâdan dilekte bulunursa, derhâl işi görülür.”
ABDÜLKÂDİR GEYLÂNÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Her kim her rekatında Fâtiha’dan sonra on bir İhlâs okuyarak, iki rekat namaz kılarsa, selâmdan sonra da on bir defâ Allah’ın Resûlüne salât ve selâm getirip benim ismimi anarak yalvarırsa, Allahü teâlânın izni ve yardımıyla derhâl işi görülür.”
ABDÜLKÂDİR GEYLÂNÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Allahü teâlâdan dünyâ ve âhiretin hayırlarını iste. Sakın; “Ben istiyorum. Fakat Allahü teâlâ vermiyor, ben de bundan sonra istemeyeceğim.” deme. Duâya devâm et. Eğer istediğin şey ezelde senin için takdir edilmiş ise, Allahü teâlâdan istedikten sonra, Allahü teâlâ onu sana gönderir. Eğer istediğin o rızık ezelde senin için takdir edilmemiş ise, Allahü teâlâ seni o şeye muhtaç kılmaz ve kendinden gelenlere rızâ gösterme nîmetini ihsân eder. Eğer Allahü teâla senin için fakirlik ve hastalık dilemiş ise, sen de Allahü teâlâya fakirlikten ve hastalıktan kurtulman için yalvarırsın. O zaman Allahü teâlâ sana râzı ve memnûn olacağın bir hâl verir. Eğer, ezelde borçlu olmak takdir edilmişse ve sen de borçtan kurtulmak için duâ edersen, Allahü teâlâ alacaklıyı sana kötü muâmele etme hâlinden vaz geçirir. Hatta borcundan azaltma veya hepsini bağışlama hâline çevirir. Eğer dünyâda borçlu halden kurtarmazsa buna karşılık sana bol sevap verir.”
ABDÜLKÂDİR GEYLÂNÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
Ahmed Kadiri hazretlerinin kaybolan bir şeyin bulunması için yaptığı dua : Allahumme yâ mu’tî min ğayri talebin ve yâ râzikan min ğayri sebebin redde aleyye mâ zehebe”
(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Allahü teâlânın sevgili kulları olan velîleri vesîle ederek, cenâb-ı Haktan bir şeyler istenebilir. Onları vesîle ederek bâzı ihsânlara kavuşulursa, bu yardımları ve ihsânları evliyâdan bilmemek lâzımdır. İhsânı yapan Allahü teâlâdır. Çünkü velîler, kendiliklerinden bir şey yapmazlar. Allahü teâlâ onları çok sevdiği için, onların duâ ve hâtırı ile yaratır. Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki: “Saçları dağınık, kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ onları doğrulamak için o şeyi yaratır.” Allahü teâlâ, sevdiği kullarını yalancı çıkarmamak için, yemin ettikleri şeyleri bile yaratınca, duâlarını elbette kabûl buyurur. Allahü tealâ Mü’min sûresinin altıncı âyetinde meâlen; “Bana duâ ediniz; duânızı kabûl ederim.” buyurdu. Duâların kabûl olması için şartlar vardır. Bu şartları taşıyan duâ, elbet kabûl olur. Herkes bu şartları bir araya getiremediği için, duâlar kabûl olmuyor. Bu şartları yerine getiren velîlerin, âlimlerin duâ etmeleri için, onlara yalvarmak, şirk olmaz. Allahü teâlâ, söylenilenleri, sevdiklerinin rûhlarına işittirir. Onların hâtırı için istenileni yaratır. Evliyânın rûhlarından yardım istenir. Çünkü, Allahü teâlânın sevdiği kullarının rûhları, diri iken de, öldükten sonra da, Allahü teâlânın verdiği kuvvet ve izinle, dirilere yardım ederler. Böyle inanarak evliyâdan yardım istemek, Allahü teâlâdan başkasına tapınmak olmaz. Allahü teâlâya tapınmak, O’na inanmak, O’ndan istemek olur. Aklı olan, bunu pek iyi anlar.”
SEYYİD AHMED RİFÂÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Duânızı öyle bir delil araya koyarak edin ki, o günah işlememişlerden olsun. O delil, Allah dostudur. Onlara tevâzu ve sevgi gösterin ki, sizin için duâ etsinler.”
ALİ RÂMİTENÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Sizce, çok önemli olan hâcetlerinizi, isteklerinizi farz namazlarda isteyiniz. Çünkü farz namazlarda yapılan duâ, farz namazın nâfileye üstünlüğü gibidir.”
AVN BİN ABDULLAH-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Evliyâ-yı kirâmın menkıbeleri anlatıldığı ve isimlerinin anıldığı yerde, mecliste onların rûhâniyetlerinin hazır olduğunda şüphe yoktur. Hattâ âlimler, büyük velîlerle Silsile-i aliyyenin isimlerinin anıldığı mecliste yapılan duâ makbul olur, demişlerdir.”
ŞERÎFZÂDE MEHMED EFENDİ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Bir kimse sultandan veya herhangi şeyden sıkıntı görür ve bir belâya uğrarsa; “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm.” desin!”
CÂFER-İ SÂDIK-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Bir kimse, sevdiği bir malının elinde devamlı kalmasını isterse, ona baktıkça, “Mâşâallah, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (yâni, Allah’ın dilediği olur, kuvvet O’nundur) desin!”
CÂFER-İ SÂDIK-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Kabrimin üzerine yapacağınız türbenin kubbesi yüksek olsun. Çok uzaklardan görünsün. Çünkü, türbemi görenler doğru bir îtikâd ile beni, Allahü teâlâya vesîle ederek duâ ederler. Beni vesîle ederek Allahü teâlâdan rahmet ve mağfiret isterlerse, duâlarının kabûl olması için ben de Rabbimize yalvarırım. Böylece duâlarının netîcesi, Allahü teâlânın izniyle hâsıl olur. Rahmet ve mağfirete mazhar olurlar.”
MEVLANA CELALEDDİN-İ RÛMÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Dünyâ ve âhirete âit bir iş dilemeden önce bir müddet aç kal. Dileğini sonra Allahü teâlâya arzet. Zîrâ tokluk, aklı ve kalbi bozar. Karnı aç olanın kalbi saf ve ince olur. Tok olanın kalbi ise kör ve azgın olur.”
EBÛ SÜLEYMÂN DÂRÂNÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Zulüm bile yapmış olsa hiç bir kimseye lânet etme.”
HÂRİS EL-MUHÂSİBÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Her kim günde üç kere “Allah’ım, Muhammed ümmetini ıslâh et” diye duâ ederse âbidlerden sayılır.”
MA’RÛF-I KERHÎ-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Kul ne kadar duâ ederse, Allahü teâlâ ondan o kadar belâyı giderir.”
MUHAMMED BÂKIR-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Duâ yapılırken, mânevî bir zevk veriyorsa, kabul olacak demektir.”
SAÎD BİN CÜBEYR-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Bir kimsenin kusurları, onu duâ etmekten alıkoymasın. Çünkü Allahü teâlâ, en kötü mahlûk olan şeytanın bile duâsını kabûl etmiştir.”
SÜFYÂN BİN UYEYNE-(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Sakın Allahü teâlâdan sabır istemeyin. Lütfunu isteyin. Lütuf, sabır acılığını tatmaktan iyidir. Çünkü sabır, bizim gibilere güç gelir.”
EBÜ’L-HAYR EL-AKTÂ-(Kayn.:İslam Alimleri Ans.)
