Seyyid Abdülhakim Hüseyni hazretlerinin (k.s.) sofisi olan Siirtli Hacı İdris, Seyyid Muhammed Raşid hazretleri ile alakalı olan bir hatırasını şöyle anlatıyor:
Büyük oğlum ve bir küçüğü kardeşi oynarlarken, büyük oğlum yanan sobadaki kızgın demiri, kardeşinin gözüne değdirmiş. Bir feryat figan ile duruma vakıf olduk… Çocuğu kaptığım gibi Siirt devlet hastanesine yetiştirdim. Bir tane olan göz doktoru Osman beyi buldum. Ama, çocuğun feryadı bütün hastaneyi inletiyor, canı çok yanıyordu. Ne yapsam susmuyordu.
Dr.Osman baktı ve acı ile; “İdris bu göz gitmiş bari ötekini kurtaralım. O da bir ihtimal burada olacak iş değil cerrahi operasyon gerekli burada gerekli donanımımız yok”, deyip sevk kâğıdı hazırladı ve “Acilen Diyarbakır’a yetiştir inşallah öteki gözünü kurtarırlar”, dedi.
Hiç zaman kaybetmeden Diyarbakır’a hastaneye vardık. Lakin vakit çok geç olduğundan doktorlar gitmişti. Çocuğun feryatlarından bizim hastanede daha fazla kalamayacağımızı, diğer hastaları da düşünmek zorundayız, sabahtan getirin dediler. Çocuğun canı öyle yanıyorduk ki, ağlamaktan bitap düşünceye kadar ağlıyor kendinden geçip acıdan bayılıyor, şuuru gelir gelmez aynı acıyla bağırmaya ağlamaya devam ediyordu.
Başladık otel gezmeye, lakin halimizi gören hiçbir otel bizi kabul etmedi yan yana iki oda verin beş fiyat alın dediysem de, bizi kimse kabul etmedi.
Bu vaziyette nereye gidelim Ya Rabbi!… Aklıma sofi Dr.Ahmet (Ahmet ÇAĞIL) geldi. Evini biliyordum, eski ve iyi arkadaştık oraya yöneldik. Yakınına varınca, siz biraz geri kalın ben gidip görüşeyim saat çok geçtir dedim. Varıp kapısını çaldım. “Kim O?” dedi. “Aç hele Ahmet benim İdris!..” deyince;
Açar açmaz, “Şşşşttt!” diyerek bir adım dışarı çıktı ve “Sessiz ol İdris içeride Muhammed RAŞİD hz. (Seyyid Muhammed Raşid hz.) var” dedi. “Biz de yatmaya hazırlanıyorduk. Hayırdır bu saatte?!” dedi. Bende yarı ağlamaklı halimizi arz ettim. Daha sözüm bitmemişti ki, içeriden mübarek seslendi. “O kimdir Ahmet? İdris’in sesi geliyor gelen kimdir?”
Dr. Ahmet, “İdris’tir kurban” dedi. “Söyle gelsin!” deyince ağlayarak vardım ve bir çırpıda ağlayarak anlattım olanı biteni. “Hele çocuğu al gel sakin ol telaş etme!… Siz Siirtliler çok telaş yapıyorsunuz”, dedi.
“Kurban çocuk çok ağlıyor sizi de rahatsız eder”, dediysem de, “Hele sen al gel!” deyince koşarak aldım geldim. Mübarek çocuğu kucağına aldı ve ona dualar okudu… Çocuk da, biraz sustu. O arada yavaşça gözündeki bandı açtı ve Dr. Ahmet’e seslenerek “Sende “Terramisin” var mı?” (bir göz merhemi) dedi. “Var kurban…” dedi.
“Getir biraz sürelim şifa olur inşallah” dedi ve güzelce sürdü. Sonra bana dönerek, “Korkma bir şey yoktur, sâdatlara teslim ol!” “Kurbanım!”, dedim. Aynı anda çocuğun başı düştü ve uyudu… Bana vererek “Haydi şimdi yatın dinlenin!” dedi.
Hazırlanan odamıza geçip yattık. Korkum uyanıp feryat figan ağlamasıydı fakat, baktım büyük bir huzur ile uyuyordu. Benim de kalbim sükûn buldu… Gecenin bir vakti çocuk, “Baba tuvalete gitmem gerek”, deyince hemen götürdüm ve Subhanallah hiç ses etmiyordu oğlum. İşini görünce merakıma yenilip gözündeki bandajı açarak, açık ve gören gözünü elimle kapatıp “Oğlum bu kaç?” dedim. “İki” deyince, “Allah-u Ekber!” dedim. “Canın acıyor mu?”, dedim. “Yok baba”, dedi.
Sabaha kadar artık gözüme uyku girmedi. Erkenden Dr. Ahmet’e haber edip hastaneye gittik. Sevk kâğıdını okuyan doktorlar hemen telaşlandılar ve ameliyathaneyi hazır edip çocuğu operasyona aldılar. Az bir müddet sonra, doktor büyük bir hışım ile geldi. “Ya kardeşim sen dalga mı geçiyorsun az daha ameliyat edecektik çocuğu!… Al götür çocuğunu” dedi. Sevk kâğıdını yazan doktora da (kızarak), çok şeyler söyledi.
Ben büyük bir sevinç ile hastaneden yola çıktım. Arabada da, tekrar bandajı açıp “Bu kaç? Bu nedir?” deyince, hepsine doğru cevap verdi oğlum. Sevinç ile Siirt’e geldim ve eve varmadan hastaneye Dr.Osman’a göstereyim dedim.
Dr. Osman, çocuğun bandajını açıp muayene edince bana döndü ve şaşkınlıkla, “İdris bu tıp işi, doktor işi değil. Acilen bana bunu anlat!..” dedi. Olanları anlatınca Dr. Osman, “Haydi o zaman gidelim o zatı ziyaret edelim!”, dedi. “Şimdi çok geçtir. Sen de sabah namazına hazır ol, ben de çocuğu eve koyayım” dedim.
Sabah ezan ile yola koyulduk ve menzilde Gavs (Abdulhakim El Hüseyni k.s) hazretlerini ziyaret ettik. Dr. Osman çok güzel bir sofi oldu ve her fırsatta ziyarette bulundu.
(Kaynak:http://haciidrisanlatiyor.com/
Resim:)