
Atpazarlı Osman Fadlı Efendi Türbesi-Mağosa/KIBRIS
(Kayn.:Evliyalar Ans.)
“Güzel sesi dinlerken (semâ‘) tabiatı mütalaadan doğan meyil, şehvettir. Semâ‘ sırasında nağmeleri ve melodileri mütalaa sırasında nefisten meydana gelen meyil, hevâdır. Semâ‘ sırasında Hak Teâlâ’nın fiillerinin nûrunu mütalaa sebebiyle kalpten doğan meyil, aşktır. Hak Teâlâ’nın sıfatlarının nûrunu mütalaa sebebiyle ruhtan doğan meyil; muhabbet, huzur ve sükûndur. Hak Teâlâ’nın zâtının nûrunu müşâhede sebebiyle sırdan doğan meyil ünstür. Aksi hâlde öyle semâ‘ vardır ki haram olduğunda şüphe yoktur. Çünkü şeytânîdir. Geri kalanı ise mutlak olarak helâldir. Çünkü Rahmânîdir.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Yûnus Emre ’nin şiirleri çoğunda selâset olmayan Türkçe şiirler olsa da, onlardan kemâl kokusu alınır. Onun zâhir bakımından ümmî olması itibarını zedelemez. Çünkü maksat hangi yoldan olursa olsun Allah Teâlâ’yı ma‘rifettir. Allah Teâlâ ise bir kimseye ilim vermeden dost edinmez.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Selef (eski islam büyükleri), hanımlarının kötü ahlâkını kendi ahlâklarının kötülüğünden bilirlerdi. Çünkü kadın tabiat ve nefse işarettir. Erkek ise kalbe ve ruh a işarettir. Kalb ise insan vücûdunun kutbudur. O düzgün olduğu zaman cesed bütün kuvvetleri ile düzgün olur. O bozulduğu zaman cesed de bütün kuvvetleriyle bozulur. Kadın tarafından olan kötü edep erkek tarafında varlık bakiyesi olduğuna işarettir.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Ordu ikidir: Zâhirdeki ordu, bâtındaki ordu. Zâhir ordusu iki sınıftır: Mü’min ve kâfir. İkisi devamlı olarak karşı karşıya gelme ve savaş üzeredir. Kezâ bâtın ordusu iki türdür: Melek, şeytan ve nefis. İki tür de aynı şekilde zıtlaşma hâlindedir. Onlardan biri ne zaman kalp meydanında fırsat bulursa orayı istilâ eder.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“İnsân-ı kâmil deniz gibidir. Kim ona eziyet eder, onu ayıplar veya ona bir kötü kasıtta bulunursa o buna tahammül eder. Onun gönül aynası bundan dolayı değişikliğe uğramaz. Görülmez mi ki denize idrar düştüğü zaman deniz bundan dolayı kirlenmez. Kezâ cünüp olan kimse denize girdiği ve yıkandığı zaman temizlenir, fakat deniz değişmez/bozulmaz. Bulunduğu hâl üzere temizdir.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Allah’ın evliyayı örtmesi ve halkın gözlerinden perdelemesi ancak onlara rahmetinden dolayıdır. Çünkü eğer onları tanısalardı onlara inanmaları, ikrar etmeleri ve onlara uymaları vâcip olurdu. Kabul etmedikleri takdirde ise helâk olmaları gerekirdi. Şu hâlde onlardan perdeli olmalarında kendileri için rahmet vardır.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Namazda huzurun en aşağısı kişinin ne okuduğunu bilmesidir.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Namaz ya sevap içindir ya da Allah Teâlâ içindir. Sevap için olan Allah Teâlâ için olmaz. Böyle namazın sahibi ücretle çalışan kimsedir. Allah Teâlâ için olan namazın sahibi ise gerçek kuldur. Onun ecri daha bol ve daha çoktur.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Tereddüt inkârdan daha beterdir. Çünkü kâfir belki zâhir bakımından zafere ulaşır. Çünkü onun inancında tereddüdü yoktur. Zira o neye sarılmışsa, onun hak, doğru ve vâki olması itibariyle sarılmıştır. Tereddüt eden kimse ise onun aksinedir. Çünkü o, iki şey arasında bocalamaktadır.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Mürid şeyhinin mertebesine ulaşmadığı müddetçe şeyhinin hâlini bilemez ve ona gereği gibi inanamaz. Ancak Allah bundan önce tanıtırsa o başka. Bu iş ise dışarıdan olmaz, bilakis içeriden olur. Şu hâlde kula, ihtiyaç içinde olduğunu ortaya koymak (iftikâr), tereddüt ve inkârı reddetmek lazımdır.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Kişinin hocası ve şeyhi tıynî (çamurdan olan) babasından daha üstün ve daha faziletlidir. Çünkü tıynî baba kâfirler için de ehl-i İslâm için de vardır. Onlar bunda ortaktırlar. Müslümanlar onlardan dînî baba ile ayrılırlar. O baba ise muallim ve mürşiddir.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Çocuk zât âlemine yakındır. Onda o âlemin râyihası vardır. Bu sebeple şeyhler onunla ünsiyet ederler, konuşma ve diğer hususlarda onun mertebesine inerler.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelmesi, iyilik ve kötülüğün birbiri ardınca gelmesine işarettir. Dünya sadece gecede veya sadece gündüzde kalmaz. Aksine onlar devamlı olarak birbirini takip eder. Aynı şekilde mü’min kul da sâlih amelin nûru ile fâsid amelin ve geçersiz düşüncenin zulmetinden uzak olmaz. Kıyâmet günü olduğu zaman, Allah Teâlâ geceyi cehenneme, gündüzü de cennete atar. Onun için cehennemde gündüz olmadığı gibi, cennette de gece olmaz. Yani cennette gündüz, mü’minin mertebesine göre imanının ve sâlih amelinin nûrudur. Cehennemde gece, kâfirin küfrünün ve bozuk amelinin zulmetidir.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Allah Teâlâ kulunun terakkîsini istediği zaman ona bir günde bin sûrette tecellî eder ve onu türlü belâlara müptelâ kılar. Onun tenezzülünü murad ettiği zaman onu kırk yıl bir hâl üzere bırakır.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Şeriat ilmi burada kalır. Çünkü alâkalı olduğu şey fânidir. İhlâsla yapılmış olmasına göre âhirete onun ancak sevabı gider. Hakikat ilmi ise âhirete gider. Çünkü o bekâ üzeredir. O ezelî ve ebedîdir. Onun için hiçbir mevki ve makamda zevâl yoktur.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Kim bizim hakkımızda çirkin bir söz söylemiş, fiili veya terki ile bize eziyet etmiş ise hakkımız ona helâl olsun. Çünkü bizim yolumuzda ondan intikam almayı istemek veya onun kötü bir duruma düşmesini istemek şirk bâbındandır. Biz asla ona iltifat etmeyiz. Bilakis Allah’ın ilminde bizim için takdir ettiğine iltifat ederiz. Onun bütün takdiri, nâhoş sûretinde bile olsa hayırdır, sevgilidir.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“Kimseye beddua etme! Çünkü bedduada haddi aşarsan sen zalim olursun, beddua ettiğin kimse mazlum olur. Eğer [bedduada] âdil ve eşit davranırsan bu ruhsattır.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
“İnsanın farklı düşünceleri vardır. Hangi düşünce ona galip olursa o sûret üzere ölür ve can çekişme hâlinde o düşünce ona galip olur. İnsân-ı kâmil Allah ile ünsiyet hâlinde nefeslerini tamamlar. Çünkü onun Allah’tan başka bir düşüncesi yoktur. İşte güzel âkıbet ve hüsn-i hâtime ile kastedilen budur.”
(Kayn.:Tamamü’l-Feyz Fî Bâbi’r-Ricâl)
