ALLAH’IN TAKSİMİNE RAZI OLMAK!…

  MENKIBELER/HATIRALAR
 
ALLAH’IN TAKSİMİNE RAZI OLMAK!…
   Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s) hazretlerinin Sadi Özayan isimli talebesinin anlattığı bir hatırası:
   Refîkam hanımefendi, babasının vefatı üzerine ondan kalan mirası (kız kardeşe erkek kardeşin yarısı şeklinde olan şeriatın ölçüsüne aykırı olarak) erkek kardeşiyle eşit paylaşmakta diretiyordu.
 
 
 “Bu bana kanunun verdiği bir haktır. Kesinlikle başka laf kulağıma girmez” diyordu.
   Ben duruma baktım, kendime göre bir çözüm bulamadığım için “problemini kardeşinle hallet” dedim ve aradan çekildim. Fakat bir türlü kalbim rahat değildi. Onların sıkıntıları zihnimi, gönlümü meşgul ediyordu.   
   O günlerde Muhterem Üstaz Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (K.S) hazretlerinin sohbetlerine büyük bir heyecanla devam ediyordum.
Eşimin kardeşiyle tartışıp inatlaştığı ve evde huzurumuzun kalmadığı bir gündü.
Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyordum.
   Bu gönül darlığı ve zihnî meşguliyet içerisinde Muhterem Üstaz’ımızın huzuruna gidip sohbetine katılmıştım. Tatlı tatlı sohbetini dinlerken, nazarlarını arada bir fakire yönlendirerek şu kıssayı anlatmışlardı:
   Hazret-i Ali (r.a.) zamanında zengin bir hanımefendi ile hizmetlisi kadın aynı anda doğum yapıyorlar.
   Zengin hanım ebeye kız mı oğlan mı diye soruyor.
   Ebe de çocuğunun kız olduğunu söylüyor.
   Hizmetlinin nesi oldu, diyor.
   Onun da oğlu olduğunu söylüyor.
   Hanımefendi ebeye , “Hemen çocukları değiştir” emrini veriyor.
   Ebe de oğlan annesinin henüz kendine gelmemiş olmasını fırsat bilerek çocukları değiştiriyor. Kızı hizmetlinin yanına, erkeği de hanımefendinin yanına yatırıyor.
   Bu çocuklar kısa zamanda büyüyüp şekil ve şemailleri belli olmaya başlıyor.
Annelerine-babalarına benzerlikleri ortaya çıkıyor. Hizmetli kadın, kız çocuğunu bir türlü benimseyemiyor ve kabullenemiyor. Gönlü ona hiç ilgi duymuyor. Sanki içinden bir ses ona şöyle sesleniyor:
   “Bu işte bir hile var. Benim çocuğum erkek olmalı” diyor.
   Çünkü kız ona benzemiyor, erkek de saraylılara hiç benzemiyor. Bu durumun tahkiki için kocasını zorlayarak Hazret-i Ali (r.a.)’ye müracaat ediyor. Davaya bakan Hazret-i Ali (r.a.) ağırlıkları birbirine tam tamına eşit iki fincan istiyor.
Bunlardan her birine bir annenin sütünün konulmasını ve üzerlerine süt kime aitse onun adının yazılmasını emrediyor. Fincanların da darasını alıp bir kenara yazıyor. Davaya katılanların huzurunda sütleri tarttırıyor ve oğlan annesinin sütü daha yoğunluklu geliyor. Gramı fazla gelen sütün fincanında hizmetli kadının ismi yazılı olmakla erkek çocuğun bu anneye, kızın da zengin hanımefendiye ait olduğunu hükme bağlıyor.
   Sâmi Efendimiz olayı buraya kadar anlattıktan sonra Sâdi Bey’e dönerek:
   -“Sâdi Bey, bakınız, Cenâb-ı Hak erkeği anne karnında yaratırken rızkını kızın iki katı değerinde yaratıyor. Bu fıtrat kanunu olarak böyledir. Miras taksimini de Kur’an’da bizzat Cenâb-ı Hak kendisi yapmış. Bu konuda yöneticilere ve kullara bir yetki alanı bırakmamıştır.
   Eşinize söyleyin, Allah’ın bu taksimini kabul eden bir Müslüman olsun ve kardeşiyle tartışmayı bırakıp babasından kalan mirası Allah’ın emrettiği şekilde paylaşsın” diyor.
   Sâdi Bey, bu konuda kendisine hiçbir şey arzetmediği Üstazından bu mesajı alır almaz soluk soluğa evine koşup “Hanım Allah’ın taksimini kabul eden bir Müslüman ol” diyor.
   Eşinin “Ben Müslüman değil miyim, sen nasıl konuşuyorsun?” demesi üzerine Sâdi Bey kendinden emin ve kararlı şekilde:
   “-Bak hanım, sen kardeşinle haksız yere tartıştın ve onu kırdın. Kendi aranızda halledersiniz diye düşündüm ve karışmadım. Bu konuda da kimseye bir şey söylemedim. Üstâzıma da hiç bir şey bahsetmedim.
   Ama bugün Üstazımız’ın huzuruna gidince, sohbetten sonra bana dönerek sana söylemem gereken sözleri bana emanet etti ve seni Müslüman olmaya davet etti. Karar sana aid. Bu mesajı nasıl algılıyorsan ona göre davran. Babanın malında benim hissem yok.Mal size ait” dedim.
   Eşim bu sözlerden fevkalade etkilenerek tevbe istiğfar etti ve babasından kalan mirasın Allah’ın emrine göre taksimini kabul etti.
 
 
 
(Altınoluk Dergisi Şubat 2011 sayısından alıntıdır-https://www.altinoluk.com.tr/blog/makale-22797)

 

YORUM YAP