
Mehmed Zahid KOTKU (1897-1980)
UYKUYA DALAN ŞÖFÖR
1969 yılında , Mehmet Zahid Kotku Hazretlerinin H. Sağlam isimli talebesi bir arkadaşıyla beraber iki arabayla hacca gitmek üzere yola çıkarlar. Bu talebesi yolda araba kullanırken sabaha karşı bir an uykuya dalıyor. O anda rüyasında Mehmet Zahid Kotku Hazretlerini görüyor. Rüyasında ona “Hayri uyansak nasıl olur?” diyor ve derhal uykudan uyanıyor. Bir bakıyor ki uçuruma doğru gitmekten son anda kurtulduklarını anlıyor.
Sağ salim varıyorlar. Sonra bir gün Mina’da hocası Mehmet Zahid Kotku Hazretleri kendisine “O uyukladığın zaman hızın kaç kilometre idi?” diye gülerek sual ediyor. Heyecandan hiç bir şey diyemiyor ve anlıyor ki yoldaki karşılaştıkları büyük tehlikeden Hoca Efendi’nin himmet ve tasarrufu ile kurtulmuşlardır.
(Kayn.:mehmedzahidkotku.gen.tr)
ZİYARETİ NEREDEN BİLDİ?
Mehmet Zahid Kotku Hazretlerinin A.S. Aydın isimli talebesi anlatıyor:
Yıl 1987. Evlendikten 5 yıl sonra dünyaya gelen oğlum Muharrem Muhsin Aydın’ı beş yaşında, iken Hoca Efendi Hz. nin (Mehmet Zahid Kotku Hz.) kabrini ziyarete götürmüştüm. Bu ziyaretten hanımın haberi yoktu. Ertesi sabah Hanım bana, “Dün siz nereye gittiniz? ” diye sordu.
Bende “Niçin sordun?”dedim.
Şöyle cevap verdi: “Bu akşam Efendi Hazretleri bana rüyamda oğlun olmuş, Allah mübarek etsin. Beni babası ile dün ziyarete geldiler” dedi. Ben de “Evet Muharrem Muhsin’le dün Süleymaniye Camii’ne gitmiştik. Efendi Hz.nin kabrini de ziyaret etmiştik” diye cevap verdim.
(Kayn.:mehmedzahidkotku.gen.tr)
DİREKSİYONU KİM SAĞA KIRDI?
Mehmet Zahid Kotku Hazretlerinin bir talebesi hac yolculuğunda yaşadığı bir hadiseyi anlatıyor:
Hac dönüşünde bir gece geç vakit memlekete doğru yola devam ediyoruz. Otobüste hemen bütün hacılar uyumakta. Ben ön sırada şoförü uyutmamak için uğraşıyordum. Fakat baktım o da uyudu ve otobüs kendi şerifini bırakıp karşı vasıta şeridine girdi. Ne yapayım derken karşıdan bir TIR’ın bize yaklaşmakta olduğunu gördüm.Yaklaştık nerde ise çarpışacağız artık.Ben ümidi kestim, “işimiz tamam” dedim.Ve gözüm görmesin diyerek başımı iki elimin arasına aldım ve eğildim.Tam o anda bizim otobüsün direksiyonu birden sağa kırıldı ve biz “TIR”la çarpışmaktan kurtulduk.O anda sarsıntıdan uyanan şoför ve hacılar “Ne oluyor?” dediler.Ben de “Bir şey yok merak etmeyin” dedim.
İstanbul’a geldik.Hoca Efendi Hz.ni (Mehmet Zahid Kotku Hazretleri) ziyarete gitmiştim.Ben henüz bir şey anlatmadan kendisi şöyle dedi: “O TIR’la çarpışıcaktınız, çok korktunuz.Acaba sizin direksiyonu sağa kim kırdı?”
Anlaşılıyordu ki hacıların hayatları Allah’ın izni ve Hoca Efendi Hz.nin himmet ve tasarrufları ile kurtulmuştu.
(Kayn.:mehmedzahidkotku.gen.tr)
ARIZALI FÜZENİN TAMİRİ
Yazar Vehbi Vakkasoğlu, 1986 yılında cemaatlerin kardeşliği ve birbirlerine muhabbetle bakmaları için bir çalışma yapmaya karar verir. Daha sonra “Maneviyat Dünyamızda İz Bırakanlar” adıyla kitaplaştırdığı bu çalışma çerçevesinde, Mehmet Zahit Kotku hazretlerinin hayatı ve hatıralarını bu çalışmaya dahil etmek ister. Bu niyetini askeriyede çalışmakta olan bir astsubay arkadaşına açıklayınca arkadaşı da edebiyata meraklı ve kabiliyetli olduğundan bu hayırlı işte kendisine yardımcı olmak istediğini söyler.
Çalışmaya başladığında yardımcı olacak o arkadaşını çağırıp bazı bilgi ve dökümanları kendisine vermek istediğini söyler. Arkadaşı da tamam deyip gelip alacağını söyler. Fakat iki gün sonra görev yaptığı askeri birlikte acil teftiş olacağını , komutanın tüm izinleri kaldırdığından kendisine yardımcı olamayacağını üzülerek ifade eder. Aradan bir gün geçtikten sonra bu defa tam aksine engelinin kalktığını artık yardımcı olabileceğini söyler.
Meğerse , o astsubay arkadaşının görev yaptığı yerde son model bir füze varmış. O füzenin çalışma sistemlerinde o günlerde bir arıza meydana gelmiş. Amerikan uzman dahi bu arızayı çözememiş. Komutan da tüm izinleri kaldırıp herkesi bu işe seferber etmiş ve bu iş teftişe kadar çözülmezse gerisini siz düşünün diye herkese restini çekmiş.
O gece astsubay arkadaşının rüyasında, nur yüzlü bir ihtiyar zat tarafından füzenin arızasının olduğu yeri ve tamir şekli tarif edilmiş. Sabah olunca da komutana sevinçle bu arızayı tamir edebileceğini, ama mükafat olarak bir hafta izin istediğini söylemiş. Komutan da ona; tamir etmesi halinde bir değil iki hafta izin vereceğini söylemiş.
Bu söz üzerine de, astsubay arkadaşı rüyada tarif edilen şekilde füzenin arızasını bulup tamir etmiş ve komutanından iki haftalık izni koparmış. Sonradan Vehbi Vakkasoğlu’nun yanına geldiğinde orada Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin resmini görmüş ve rüyasında arızayı tarif eden zatın o olduğunu söylemiş.
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
ESRARENGİZ TAKSİ
Yazar Vehbi Vakkasoğlu, 1986 yılında cemaatlerin kardeşliği ve birbirlerine muhabbetle bakmaları yaptığı bir çalışma olan ve Daha sonra “Maneviyat Dünyamızda İz Bırakanlar” adıyla kitaplaştırdığı bu çalışmaları çerçevesinde Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin hayatı ve hatıralarının tanzimi ve daktilo edilmesinde askeriyeden bir astsubay arkadaşı yardımcı oluyordu. Bir gün Vehbi Vakkasoğlu’nun evinde geç saatlere kadar çalıştıktan sonra arkadaşı artık evine dönmeye karar verir. O astsubay arkadaşının cebinde sınırlı bir parası vardır. Niyeti ; Bahçelievler’den Haznedar’a kadar yaya yürüdükten sonra dolmuşa bakacak , bulamazsa cebindeki paraya göre taksi tutacak bir mesafeye gelince taksiye binip gidecekti.
Vehbi Vakkasoğlu’nun evinden çıktığında , sokakta hemen bir ticari taksinin yanına yanaştığını görür. Şöför ona binmesini söyler. O da, taksinin, hiç bir talebi olmadan yanına yanaşmasından dolayı tereddüt eder ve binmek istemez. Fakat şöförün ısrarla bin demesi üzerine çaresiz taksiye biner. Giderken dini mevzular üzerine sohbet ederler. Daha sonra, Yeşilyurt’ta bulunan askeri lojmanların önüne gelince şöför artık inebileceğini söyler. Taksici gittikten sonra arkadaşı şoktan uyanır; çünkü taksici ona gideceği yeri dahi sormamış, sanki evini biliyormuş gibi ta evinin olduğu yere kadar getirip bırakmış, üstelik para dahi almamıştır.
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
KÖMÜR PARASI
Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin bulunduğu mahallede görevli olan posta memuru anlatmış;
Bir kış günü, evde kömür yok… Para da yok, çoluk çocuk soğukta… Hocamız’a da bir yerden havale gelmiş. Hocamız postaneye zahmet etmesin diye, posta memuru havaleyi postaneden almış, getirmiş. Mehmed Zahid Kotku hazretleri tebessüm ederek;
“–Gel bu parayı seninle ikiye bölüşelim!” demiş.
Gelen paranın yarısını posta memuruna vermiş. Postacının ifadesine göre; verdiği para ne fazla ne de eksik , tam ihtiyacı olan kömürün parası kadarmış.
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
FÖTR ŞAPKALI HIRSIZ
Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin saat tamiri hususunda kabiliyeti vardı. Evinde de duvara asılı halde bulunan bazıları antika değeri taşıyan saatler bulunuyordu. Oturduğu ev zemin kat olup pencerelerinde demir takılı değildi. Bir gün sevenleri bu durumu uygun görmeyip evin hırsızlıktan emin olması için pencerelerine demir takılması gerektiğini söylediler.
Pencerelere demir yapılıp tahkim edildi. Tam da o gün eve hırsız girmiş ve duvarda asılı olan saatleri alıp gitmiş. Çalan hırsız da horhor yokuşundan aşağı inerken karşısına bir polis çıkmış. Hırsızın üzerinde ütülü takım elbise ve başında da fötr şapka varmış. Polis bir beyefendi gibi giyinen bu adamı süzmüş , dikkatlice bakınca eski sabıkalı hırsız olan tanıdığı biri çıkmış.
Polis , “Sen beyefendi mi oldun?” diye elindeki jopla fötr şapkasına bir tane patlatınca, hırsız başındaki şapkayı zor zaptetmiş. Meğerse çaldığı bütün saatleri şapkanın içine doldurup başına geçirmiş. Tabii böyle şapkayı tutunca; polis içine bakmış ki saatler orada… Ondan sonra saatler tekrar Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin evine geri gelmiş.
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
BİR TABAK ŞEKER
Bir gün Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin evine kalabalık bir misafir grubu gelmiş. Misafirleri gayet büyük ebatta olan misafir salonuna almışlar. Mehmed Zahid hazretleri, mühendis olan bir talebesine demiş ki:
“–Şunlara şeker tut bakalım!”
Bundan sonrasını o talebesi anlatıyor:
“Tabağın içinde birazcık şeker var, salon dolu… Kendi kendime düşündüm:
‘–Bu kadarcık şeker kime yetecek? Salondaki insanların kaç tanesine yetecek bu kadar şeker?.. Ama büyüğümüz olduğundan, hocamız olduğundan itiraz etmeyeyim; yettiği kadar tutarım, bittiği yerde de bitti derim.’ diye başladım.
Bütün salona tuttum, tuttum, tuttum… Kalabalığın içinde herkese sunarken dalmışım. Neyse hepsine verdim şekeri… En son adama da şekeri verirken aklım başıma geldi:
“-Hani bunun içinde azıcık şeker vardı, salon ise çok kalabalıktı. Bu şeker yetmez diye düşünüyordum, hâlâ içinde şeker var bunun, bu nasıl iştir?”
Tabağın içinde ne kadar şeker kaldı diye bakınca, bir acaiplik olduğunu hissettim. Bir tabağa baktım, bir de Hocamız’a baktım. Hocamız kaşlarını şöyle bir indirdi, çattı. Yâni; “Sırrı ifşâ etme, açığa vurma!” der gibi, bir işaret yaptı. Hiç bir şey demedim; getirdim şekerliği koydum.”
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
BAĞIRSAK DÜĞÜMLENMESİ
Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin talebesi Dr.Alaaddin Kaya anlatıyor;
Bir seferinde oğlan hastalandı, yedi aylıktı. Barsak tıkanması teşhisiyle hastaneye yatırıldı. Çok üzülüyorduk, annesi başında ağlıyordu. Ameliyata karar verildi. Hocaefendimiz’e de arz etmiştim. Ameliyat olacağı sabah, çocuğun başında beklerken uyuyakalmışım.
Rüyamda, Hoca Efendimiz (Mehmed Zahid Kotku hazretleri) geldi. “Bismillahirrahmânirrahîm” dedi, elini çocuğun karnına koydu. Uyandım. Baktım, çocuk gaz çıkarmaya başladı. Barsak açıldı, ameliyata gerek kalmadı.
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
OTUZ YIL ÖNCE DEFNEDİLEN CESET
Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin anlattığı bir hatıra:
İstanbul’da 1957 yılında bazı yolların genişletilmesi ve türbelerin etraflarının açılması faaliyetleri yapılıyordu.
Gümüşhaneli Dergâhı Şeyhi Hacı Mustafa Feyzi Efendi Hazretleri’nin kabri, Kanûnî Sultan Süleyman Câmii Şerifi’nin kıblesinde ve Kânûnî Sultan Süleyman’ın türbesinin yanında, dış tarafında idi. Kanuni Sultan Süleyman hazretlerinin türbesinde yapılacak düzenleme kapsamında da orada bulunan 8-10 kabirle birlikte onun kabrinin de türbede daha müsait olan bir yere nakline karar verilir.
Mezar nakil için açıldığında orada hazır olan Mehmed Zahid Kotku hazretleri, tüm görevliler ve kalabalık cemaat tarafından görülür ki , vefat edeli neredeyse otuz yıl geçmiş olan Hacı Mustafa Feyzi Efendi Hazretleri’nin cesedi taptaze , sanki yeni defnolmuş bir cesed gibidir. Cesedinde hiçbir bozulma emaresi olmadığı hayretle müşahede edilir.
(Kayn.:dervisan.com)
VİRDİNİ AKSATMANIN ZARARI
Mahmud Esad Coşan hazretleri anlatır;
Bir gün, Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin talebelerinden olup, yıllar önce intisap etmiş, fakat kendilerinde herhangi bir manevi ilerleme görmeyen yaşlı ihvanlar, Esad Coşan hazretlerine;
“Bunca yıllık dervişiz, bir sonuç olmadı”, diye dert yanmışlar.
Esad Coşan hazretleri de gitmiş, hem hocası hem de kayınpederi olan Mehmed Zahid Kotku hazretlerine bu durumu anlatmış. İyi bir derviş olamadıklarını, iyi bir sonuca ulaşamadıklarını söylüyorlar, demiş.
Mehmed Zahid Kotku hazretleri bunun üzerine, onların durumu hakkında şöyle buyurmuş:
-Ne yapayım, verilen vazifeleri yapmıyorlar ki! Zikri, verilen vazifeleri yapmıyorlar ki, sonuç beklesinler. Sonuç olmaz. Kişi, zikri kendisi yapacak, mahsulü ekecek ki biçsin. Zikri yapmayınca sonuç hasıl olmuyor. Aynı hamlıkla, yemyeşil, gömgök, ekşi turşu devam ediyor. Neden? Zikri yapmıyor!
(Kayn.:Anılarla M.Z.Kotku)
UÇAKTA TEHLİKELİ YOLCULUK
Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’nin talebesi olan Korkut ÖZAL anlatıyor;
“Zannediyorum 1966-1967 seneleriydi. Amerika’dan bu yana doğru seyahat ediyordum. Bu jumbo uçaklarının birine bindik. Çok seyahat eden bir insanım; fakat tayyarenin o kadar sallandığını ilk defa gördüm. Dedim bu parçalanacak… Her yer zıngır zıngır titriyor. Koltuğun saplarına yapıştı herkes… O ara bir rabıta (*) yaptık biz…
Derken o uçak Frankfurt’a indi. Arkasından bir uçakla Ankara’ya indik. Orhan Batı gelmişti beni karşılamağa… Dedi ki: ‘—Hocaefendi Hazretleri (Mehmed Zahid Kotku Hz.) burada, Mustafa Paçacı’nın evinde… Yemek var bu akşam…’ dedi.
Bizi götürdüler. Gittim, koltukta oturuyor. Elini öperken şöyle baktı bana:
“—Ne o, tayyare çok mu salladı?” dedi.”
(*)Kalben Mürşidine (M.Zahid Hz.’ne) yönelip manevi yardım istemiş.
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
VAAZI BEĞENMEYEN DERVİŞ
Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin ihvanından olmayıp, başka bir tasavvuf yoluna bağlı olan biri bir Pazar günü ikindi namazını kılmak için İstanbul’daki Fatih Camii’ne gitmiş. Namazdan sonra bakmış ki bir cenaze namazı var, o cenaze namazına da katılmış. Fakat cenaze namazını kılarken bir hata yaparak o namazı hatalı olarak tamamlamış.
Daha sonra bakmış Pazar günleri Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’nin İskenderpaşa Camii’nde hadis sohbeti olduğu aklına gelince oraya gidip sohbete katılmış.
Fakat hadis sohbetini biraz dinleyen o adam, Mehmed Zahit Kotku Hazretleri’nin yaptığı bu sohbet tarzından pek hoşlanmamış ve içinden hoşlanmadığına dair bazı düşünceler geçirmiş.
O derviş içinden böyle düşünürken, Mehmed Zahid Hazretleri bir ara sohbeti kesip şöyle buyurmuş;
“—Allah Allah, bu zamâne insanları ne acaibdir! Cenaze namazını doğru düzgün kılmaz, hata eder. Burada kendisine vaaz beğendiremezsin!”
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
MUHABBETİN SIRRI
Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin Karadenizli bir talebesinin Efendi hazretlerine çok muhabbeti ve düşkünlüğü vardı. Öyle ki, onun huzuruna girdi mi saatlerce muhabbet eder, huzurundan hiç ayrılmak istemezdi.
O talebe bir gün bu durum hakkında Hocaefendiye şu soruyu sordu;
“—Hocam, nedir bu halim benim? Size dayanamıyorum, sevgimden, aşkımdan, hasretimden, muhabbetimden, saygımdan duramıyorum. Kusuruma bakmayın! İşte böyle fırsatı buldum mu, yanınıza giriyorum, ayrılmak da istemiyorum. Bu sevgi nereden çıktı, Hocam bu nedir? Benim içime nereden geldi?”
Bunun üzerine, Mehmed Zahid Kotku Hazretleri bu işin sırrını şöyle açıklamış;
“—Evlâdım, sen onu senden mi sanıyorsun? Biz seni sevmeseydik, sen bizi sever miydin? Biz seni sevdik de, sende bu sevgi ondan sonra oldu, sen bize ondan sonra geldin.”
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
SARMISAĞIN FAZİLETLERİ
Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin talebelerinden biri bir gün Efendi hazretlerini ziyaret etmek istemiş. Fakat çarşıdaki bir lokantada sarmısaklı bir yemek yediği için ağız kokusunun Efendi hazretlerini rahatsız edebileceği korkusu varmış.
Ziyaret için Mehmed Zahid Hazretleri’ni kapısını çalmış ve içeri girmiş. Sarımsak yediğini düşünerek Efendi hazretlerinin yanına fazla yaklaşmadan biraz uzakta durmaya çalışmış.
Mehmed Zahid Hazretleri onu görünce o talebesinin uzakta durmasına razı olmamış ve şöyle buyurmuş;
“—Gel gel, yaklaş; bak sarımsağın faziletleri hakkında ne
yazıyor kitap!”
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
ALKOL MÜPTELASININ TEVBESİ
Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’nin kızı Muhterem Hanım anlatıyor;
Antepli alkol müptelası bir adam bu kötü alışkanlığından kurtulmak istiyor, fakat bir türlü tevbesinde sadık kalamıyormuş. Tevbe ettikten sonra tekrar içmeye başlıyormuş. Bu alışkanlığından kurtulması için ona;
“—Bir de İstanbul’da Mehmed Zâhid Hocaefendi’ye git, sana dua etsin!” diye tavsiye etmişler.
O adam bu tavsiye üzerine, Mehmed Zâhid Kotku hazretlerine gelip ziyaret etmiş. Ziyaretten sonra ayrılırken, Mehmed Zâhid Kotku hazretleri bir kağıda bir şey yazmış ve bu kağıdı kapattıktan sonra onun eline vermiş. Daha sonra ona, gidecekleri yol üzerinde bir yeri söyleyerek verdiği kağıdı orada açmasını söylemiş.
Arabalarıyla ziyaret yerinden hareket etmişler. Fakat Mehmed Zahid Efendi’nin söylediği yere gelince arabaları ile kaza geçirmişler ve hastaneye kaldırılmışlar. Hastanede yatarken kağıt aklına gelmiş bir açıp bakmış ki kağıtta; “—Geçmiş olsun!” yazıyor.
Bunun üzerine o içki düşkünü kişi çok duygulanmış ve derhal tevbe etmiş. Bu sefer tevbesinde sadık kalarak salih bir insan olmuş.
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
BENZİNDEN TASARRUF ETMEK
Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’nin talebesi olan Korkut ÖZAL anlatıyor;
Yıl 1967 yılı Şubat ayıdır. Mehmet Zahid Efendi hacca gitmek üzere Ankara Keçiören’den arabayla yola çıkar. Talebeleri de, 5-6 araçlık konvoy ile onu Esenboğa Havaalanına kadar uğurlamak üzere eşlik ederler. Mehmed Zahid Efendi en öndeki arabada ve onun arkasında da Korkut Özal’ın arabası ve arabanın içinde yedi kişi vardır.
Biraz gittikten sonra arabanın benzin ışığı yanmaya başlar. Benzin bitmek üzeredir. Korkut Bey bu durumda Havaalanına kadar benzinin yetmeyeceğini düşünür ve ne yapsam diye düşünür. Yolun uygun bir yerinde boş vitesle giderek benzinden tasarruf etmeye karar verir.
Daha sonra Pursaklar civarında yolun hafif iniş olduğu bir yerde önce arabanın hızını 110 km. gibi bir hıza çıkartır ve vitesi boşa alır. Yol virajsız gittiği kısımlarda bir sıkıntı olmaz. Fakat önlerine bir viraj çıkar. Bu virajda direksiyonu çevirince arabanın direksiyonu bir “çat!” sesinden sonra kilitleniverir.
İşin daha kötüsü yolun iki tarafı da uçurumdur. O anda Korkut Bey ümitsiz bir şekilde; “Çocuklar, direksiyon kilitlendi, gidiyoruz!”, diyerek arabanın içindekileri bilgilendirir. Arabanın yolcuları hemen kelime-i şehadet getirmeye başlarlar. Korkut Bey fren yapmaktan başka bir şey yapamaz. Frenden sonra arabanın hızı 60 km.’ye kadar düşer fakat direksiyona müdahale edemediğinden, bir anda uçurumun kenarına gelirler.
O saliselik anda fizik kanunları ve atalet kanunları hilafına araba aniden bir el onu tutmuş gibi durur ve yavaşça trafiğe engel olmayacak bir pozisyonda sabitlenir.
Mutlak bir kazadan , Hocaefendi hazretlerinin himmet ve tasarrufuyla kurtulduklarını anlarlar.
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)
SİLAH VE KİTAP
Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’nin talebesi olan İsmail Budak anlatıyor;
Bir gün üniversite talebelerinden bir grup Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’nin ziyaretine giderler.
Hocaefendi onların yanına elinde bir kitap olduğu halde gelir. Orada bulunan talebelere;
“—Bir silahın tesir menzili ne kadardır?” diye sual eder.
Talebeler de:
“—İkibin – üçbin metredir.”, diye cevap verirler.
Bunun üzerine Mehmed Zahid Kotku Hazretleri elindeki kitabı göstererek:
“—Bu kitabın yazarı Hindistanlı, bir sapık mezhep mensubu kişi… Bunun kitabı ta buralara kadar gelmiş ve bize ulaşmış. Hindistan’la memleketimizin arası ise, binlerce kilometre mesafe… Demek ki ilmin etkisi, en büyük silahın etkisiyle kıyaslanamayacak kadar büyük!..” diye buyurdu.
(Kayn.:Anıl.Meh.Zah.Kotku)